ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 31 (3)
Volume: 31  Issue: 3 - 2014
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Atypical Hemolytic Uremic Syndrome: Differential Diagnosis from TTP/HUS and Management
Mustafa N. Yenerel
doi: 10.4274/tjh.2013.0374  Pages 216 - 225 (2315 accesses)
Atipik hemolitik üremik sendrom (aHÜS) trombotik mikroanjiopatilerin nadir görülen bir şeklidir. Kötü seyirli bir sendrom kabul edilen aHÜS olgularında özellikle akut dönemlerinde %25’e varan oranlarda ölüm riski mevcuttur ve yine olguların %50’ sinde son dönem böbrek yetersizliği ile sonuçlanır. Komplemanın alternatif yolağının kontrolsüz aktivasyonu sonucu oluştuğuna inanılan aHÜS olgularında tüm klinik bulgulardan da yine bu kontrolsüz kompleman aktivasyonu sorumlu tutulmaktadır. Trombotik trombositopenik purpura (TTP) ve Shiga toksinle ilişkili HÜS diğer iki önemli TMA nedenidir. TTP ve HÜS ayırımı özellikle çocuklarda hastalığın hemen öncesinde saptanan diyare ya da invazif pnömoni varlığı sayesinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Fakat erişkinde aHÜS olgularını TTP olgularından ya da diğer TMA nedenlerinden ayırmak zordur. ADAMTS13 analizi günümüzde TTP, konjenital TTP ve aHÜS olgularının ayırımında kullanılan en önemli inceleme yöntemidir. Günümüzde aHÜS bulgularıyla başvuran hastalarda acil olarak plazma tedavisine başlanması hala uzman görüşü olarak tavsiye edilen bir tedavi seçeneğidir. Asıl tedavi beklentisi ise alternatif kompleman yolağının aktivasyonu ve kontrolü arasındaki fizyolojik dengenin sağlanmasıdır. Bu nedenle özellikle daha fazla organ hasarı gelişmesini önlemek ve oluşan hasarın düzeltilmesini sağlayabilmek için en makul tedavi seçeneği eculizumab ile terminal kompleman kompleksinin oluşmasının engellenmesidir. Kontrolsüz TMA olgularında özellikle üç ya da beş günlük plazmaferez tedavisiyle hemolizin kontrol altına alınamaması ve böbrek foksiyonlarında düzelme sağlanamaması trombositler düzelse bile eculizumab tedavisine geçilmesi için major kriter kabul edilmektedir. Eculizumab hem FDA hem de EMA tarafından aHÜS olgularının tedavisinde hayat boyu kullanımı için onaylanmış bir tedavidir ve günümüzde aHÜS olgularının seyrini değiştirmiştir. Fakat eculizumab tedavisinin aHÜS tedavisindeki optimum süresinin ne olduğu, takip sırasında ilacın kesilip kesilemeyeceği, ya da nasıl kesileceği gibi konular henüz açıklığa kavuşmamıştır.
Atypical hemolytic uremic syndrome (aHUS) is a rare form of thrombotic microangiopathy (TMA). It has an unfavorable outcome with death rates as high as 25% during the acute phase and up to 50% of cases progressing to end-stage renal failure. Uncontrolled complement activation through the alternative pathway is thought to be the main underlying pathopysiology of aHUS and corresponds to all the deleterious findings of the disease. Thrombotic thrombocytopenic purpura (TTP) and Shiga toxin-associated HUS are the 2 other important TMA diseases. Although differentiating HUS from TTP is relatively easy in children with a preceding diarrheal illness or invasive S. pneumoniae, differentiating aHUS from TTP or other microangiopathic disorders can present a major diagnostic challenge in adults. ADAMTS13 analysis is currently the most informative diagnostic test for differentiating TTP, congenital TTP, and aHUS. Today empiric plasma therapy still is recommended by expert opinion to be used as early as possible in any patient with symptoms of aHUS. The overall treatment goal remains restoration of a
physiological balance between activation and control of the alternative complement pathway. So it is a reasonable approach to block the terminal complement complex with eculizumab in order to prevent further organ injury and increase the likelihood organ recovery. Persistence of hemolysis or lack of improvement of renal function after 3-5 daily plasmaphereses have to be regarded as the major criteria for uncontrolled TMA even if platelet count has normalized and as an indication to switch the treatment to eculizumab. Eculizumab has changed the future perspectives of patients with aHUS and both the FDA and the EMA have approved it as life-long treatment. However, there are still some unresolved issues about the follow-up such as the optimal duration of eculizumab treatment and whether it can be stopped or how to stop the therapy.

RESEARCH ARTICLE
2.Identification and Genetic Analysis of a Factor IX Gene Intron 3 Mutation in a Hemophilia B Pedigree in China
Dong Hua Cao, Xiao Li Liu, Kai Mu, Xiang Wei Ma, Jing Li Sun, Xiao Zhong Bai, Chang Kun Lin, Chun Lian Jin
doi: 10.4274/Tjh.2013.0275  Pages 226 - 230 (1141 accesses)
AMAÇ: Hemofili B, X kromozomu üzerinde Xq27,1’e lokalize faktör IX genindeki koagülasyon defektleri nedeniyle oluşur. Hemofili B hastalarında yaygın moleküler heterojenite gösteren ve geniş bir dağılımı olan mutasyonlar tanımlanmıştır. Çalışmamız Çin’deki bir hemofili B ailesindeki patogenezi açığa kavuşturulmak için hemofili B’nin genetik analizi ve prenatal tanısını amaçlamıştır.
YÖNTEMLER: Hemofili B hastalarında ve taşıyıcılarda tüm kodlanan bölgelerin polimeraz zincir reaksiyonu ile amplifikasyonu ve direkt dizileme yapılmıştır. Probandın prenatal tanısı 20. haftada yapılmıştır.
BULGULAR: Hemofili B hastalarında yeni bir nokta mutasyonu olan 10,389 A>G’nin intron 3’ün alıcı bölgesinin yukarı akımında bulunduğunu tanımladık. Probanın kuzeninin cenininin de taşıyıcı olduğu bulundu.
SONUÇ: F9 geninde hemofili B ile ilişkili yeni bir mutasyonu tanımlamamız genetik olarak kalıtılan bu hastalığın patogenezine yeni bir açıklama getirmiştir ve prenatal tanının temelini temsil etmektedir.
OBJECTIVE: Hemophilia B is caused by coagulation defects in the factor IX gene located in Xq27.1 on the X chromosome. A wide range of mutations, showing extensive molecular heterogeneity, have been described in hemophilia B patients. Our study was aimed at genetic analysis and prenatal diagnosis of hemophilia B in order to further elucidate the pathogenesis of the hemophilia B pedigree in China.
METHODS: Polymerase chain reaction amplification and direct sequencing of all the coding regions was
conducted in hemophilia B patients and carriers. Prenatal diagnosis of the proband was conducted at 20 weeks.
RESULTS: We identified the novel point mutation 10.389 A>G, located upstream of the intron 3 acceptor site in hemophilia B patients. The fetus of the proband’s cousin was identified as a carrier.
CONCLUSION: Our identification of a novel mutation in the F9 gene associated with hemophilia B provides novel insight into the pathogenesis of this genetically inherited disorder and also represents the basis of prenatal diagnosis.

3.Different Types of Cell Cycle- and Apoptosis- Related Gene Expressions Alter in Corticosteroid-, Vincristine-, and Melphalan-Resistant U-266 Multiple Myeloma Cell Lines
Pelin Mutlu, Ali Uğur Ural, Ufuk Gündüz
doi: 10.4274/Tjh.2013.0231  Pages 231 - 238 (1219 accesses)
AMAÇ: Normal hücrelerde hücre döngüsü ve apoptoz mekanizmalarının düzensiz çalışması kanser de dahil olmak üzere pek çok soruna neden olmaktadır. Bu çalışmada; kortikosteroid, vinkristin ve melfalan’a dirençli U-266 multipl miyelom hücre hatlarında hücre döngüsü ve apoptoz ile ilgili genlerin ifade düzeylerindeki farklılıklar incelenmiştir.
YÖNTEMLER: İlaç dirençli U-266 hücre hatları her bir ilacın artan dozlarda U-266 hücrelerine uygulanması ile geliştirilmiştir. Dirençlilik gelişimi XTT sitotoksisite testleri ile gösterilmiş ve mikroarray analizi gerçekleştirilmiştir. Hücre döngüsü ve apoptoz ile ilgili olan gen ifadelerinden iki katın üzerinde olan değişiklikler anlamlı olarak kabul edilmiştir.
BULGULAR: Vinkristin dirençli U-266 hücre hattında siklin E2 gen ifadesinin büyük ölçüde arttığı ve çeşitli siklin bağımlı kinaz genlerinin ifadelerinde genel olarak artış olduğu gözlenmiştir. Dirençli hatlarda, bazı siklin bağımlı kinaz inhibitörü kodlayan gen ifadelerinde azalma saptanmıştır. Tümör nekroz faktörü reseptör genlerinin ifadeleri kortikosteroid ve melfalan dirençli U-266 hücre hatlarında genellikle azalmıştır. Tüm dirençli hücrelerde farklı tiplerdeki efektör kaspaz gen ifadelerinde azalma gözlenmiştir. Seramid metabolizması gen ifadelerinde ise melfalan dirençli U-266 hücrelerinin hayatta kalmalarını sağlayacak şekilde değişimler saptanmıştır.
SONUÇ: Bu sonuçlar, farklı kemoterapötik ilaçların farklı apoptoz ve hücre döngüsü ile ilgili gen ifadelerini değiştirerek U-266 multipl myeloma hücre hatlarında dirençliliğe neden olabileceğini göstermektedir. Bu gen ifadeleri arasında, siklin E2’deki yüksek artış vinkristine dirençli U-266 hücrelerinin hayatta kalımı için önemli olabilecekken, seramid metabolizması ile ilgili gen ifade değişiklikleri melfalan direnci açısından önemli olabileceği düşünülmektedir.
OBJECTIVE: Deregulation of the cell cycle and apoptosis mechanisms in normal cells causes many problems, including cancer. In this study, a genome-wide expression analysis of cell cycle- and apoptosis-related genes in corticosteroid-, vincristine-, and melphalan-resistant U-266 multiple myeloma cell lines was conducted.
METHODS: Resistant U-266 sublines were induced by application of each drug by stepwise dose increments. Resistance gained by the cells was confirmed with XTT cytotoxicity assay and microarray analyses were carried out. Among the cell cycle- and apoptosis-related gene expressions, alterations of more than 2-fold were considered significant.
RESULTS: Cyclin E2 was drastically overexpressed in the vincristine-resistant subline and a general upregulation was observed for various cyclin-dependent kinases. Some of the cyclin-dependent kinase inhibitor encoding genes were downregulated in resistant sublines in general. Tumor necrosis factor receptor genes were generally downregulated in corticosteroid- and melphalan-resistant U-266 sublines. Different types of effector caspases were downregulated in all resistant sublines. Ceramide metabolism genes seemed to be changed in favor of survival, especially in the melphalan-resistant subline.
CONCLUSION: This report shows that different types of chemotherapeutic drugs alter different apoptotic and cell cycle-related gene expressions and, as a result, may cause drug-resistant phenotypes in U-266 multiple myeloma cell lines. Among those gene expressions, the most drastic increase in cyclin E2 could be important for the survival of vincristine-resistant U-266 cell lines, whereas alteration of ceramide metabolism genes could be important in melphalan resistance.

4.The European Clinical, Molecular, and Pathological (ECMP) Criteria and the 2007/2008 Revisions of the World Health Organization for the Diagnosis, Classification, and Staging of Prefibrotic Myeloproliferative Neoplasms Carrying the JAK2V617F Mutation
Jan Jacques Michiels, Fibo Ten Kate, King H. Lam, Wilfried Schroyens, Zwi Berneman, Hendrik De Raeve
doi: 10.4274/Tjh.2013.0131  Pages 239 - 254 (907 accesses)
AMAÇ: JAK2V617F esansiyel trombositemi (ET) ve JAK2V617F polisitemia veranın (PV) prefibrotik evrelerinin tanısı, kemik iliği biyopsi histolojisine gerek kalmadan kolaylıkla klinik olarak konulabilir. Biz, myeloproliferatif neoplazmlarının (MPNs) tanısı için 2008 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Avrupa Klinik, Moleküler ve Patolojik (ECMP) kriterlerini değerlendirdik.
YÖNTEMLER: Çalışmaya, literatür değerlendirmesi gözönünde bulundurularak uzun sureli gözlemde tutulan 6 JAK2V617F mutasyon pozitif ET ve 4 PV hastası dahil edildi. Dört klasik PV ve 7 PV olgusuna klinik veriler kullanılmadan, kemik iliği biyopsi histolojisine dayanarak tanı konuldu (bunların 3’ü erken prodromal PV özellikleri taşıyan ET idi).
BULGULAR: ECMP kriterleri JAK2V617F mutasyonu olan ET’yi 3 ardışık fenotipe ayırmaktadır. Normosellüler ET-1; PV’nin klinik ve kemik iliği özelliklerini taşıyan ET-2 (prodromal PV) ve hipersellüler dismorfik megakaryositik ve granülositik myeloproliferasyon ile birlikte olan, ET-3 (ET.MGM). ET-2 ya da prodromal PV’li 3 hasta, yaklaşık 10 yıllık bir izlemin ardından yavaş başlangıçlı PV’ye dönüşmüşlerdir. Kemik iliği biyopsi histolojisi, çok çeşitli moleküler etiyolojik etkenlere sahip olan myeloproliferatif neoplazmları neredeyse %100’e varan bir duyarlık ve özgüllükle, birincil ve ikincil trombositoz ve eritrositozun hemen her tipinden ayırt etmektedir.
SONUÇ: Normosellüer ET (DSÖ-ET), prodromal PV ve klasik PV’nin üçü de prefibrotik evrede benzer pleomorfik megakaryosit kümeleşmesi özelliği barındıran birbirleriyle örtüşen kemik iliği biyopsi histolojisine sahiptirler. Eritrosit sayısı, normosellüler ET ve prodromal PV’de 6x1012/L’nin altındayken, klasik PV’de ve prodromal PV’den klasik PV’ye dönüşümde ise kalıcı olarak 6x1012/L’nin üstünde seyretmektedir. 6x1012/L düzeyindeki kırmızı hücre cut-off değeri ET’yi PV’den ayırmakta ve ek olarak kemik iliği histolojisi ve JAK2V617F mutasyon taramasının uygulanan prosedürler içinde olmasıyla myeloproliferatif neoplazmların tanısında kırmızı hücre kitle tayini ihtiyacını da ortadan kaldırmaktadır.
OBJECTIVE: The prefibrotic stages of JAK2V617F essential thrombocythemia (ET) and JAK2V617F polycythemia vera (PV) can easily be diagnosed clinically without use of bone marrow biopsy histology. We assessed the 2008 WHO and European Clinical, Molecular, and Pathological (ECMP) criteria for the diagnosis of myeloproliferative neoplasms (MPNs).
METHODS: Studied patients included 6 JAK2V617F-mutated ET and 4 PV patients during long-term follow-up in view of critical analysis of the literature. The bone marrow biopsy histology diagnosis without use of clinical data was PV in 7 (of which 3 were cases of ET with features of early prodromal PV) and classical PV in 4.
RESULTS: The ECMP criteria distinguish 3 sequential phenotypes (1, 2, or 3) of JAK2V617F-mutated ET: normocellular ET-1; ET-2, with clinical and bone marrow features of PV (prodromal PV), and ET-3, with hypercellular dysmorphic megakaryocytic and granulocytic myeloproliferation (ET.MGM). The 3 patients with ET-2 or prodromal PV developed slow-onset PV after a follow-up of about 10 years. Bone marrow biopsy histology differentiates MPNs of various molecular etiologies from all variants of primary or secondary erythrocytoses and thrombocytoses with sensitivity and specificity of near 100%.
CONCLUSION: Normocellular ET (WHO-ET), prodromal PV, and classical PV show overlapping bone marrow biopsy histology features with similar pleomorphic clustered megakaryocytes in the prefibrotic stages of JAK2V617F mutated MPN. Erythrocytes are below 6x1012/L in normocellular ET and prodromal PV, and are consistently above 6x1012/L in classical PV and at the time of transition from prodromal PV into classical PV. Red cell count at a cut-off level of 6x1012/L separates ET from PV and obviates the need for red cell mass measurement when bone marrow histology and JAK2V617F mutation screening are included in the diagnostic work-up of MPNs.

5.Tumor Necrosis Factor-Superfamily 15 Gene Expression in Patients with Sickle Cell Disease
Ahmet Ata Özçimen, Selma Ünal, Necmiye Canacankatan, Şerife Efsun Antmen
doi: 10.4274/Tjh.2012.0130  Pages 255 - 260 (954 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, orak hücre hastalığı (OHH) olan çocukların klinik bulgularıyla birlikte tümör nekroz faktör süperailesi-15 (TNFSF15) gen ifadesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır.
YÖNTEMLER: Bu amaç için, OHH’li 49 hasta ve 38 sağlıklı kontrol bu çalışmaya dahil edilmiştir. TNFSF15 gen ifadesi ve plazma düzeyleri analiz edilmiştir. Aynı zamanda, TNFSF15 gen ifadesi akut göğüs ağrısı ve ağrılı kriz sıklığına göre de alt-gruplar karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: STNFSF15 plazma düzeyleri ile ilişkili olarak kontrol ve OHH’li hastalar arasında anlamalı bir fark bulunmazken, TNFSF15 gen ifadesi düzeyleri OHH hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde artmış olarak bulunmuştur (p=0,001). TNFSF15 gen ifadesi aynı zamanda akut göğüs ağrısı olan OHH’li hastalarda anlamlı olarak artmış bulunmuştur
(p=0,008).
SONUÇ: Bu bulgular, TNFSF15 gen ifadesinin özellikle akut göğüs ağrılı OHH patogenezinde bir rolü olacağını düşündürmektedir. Pulmoner hipertansiyonlu ve akut göğüs ağrılı OHH hastalarında TNFSF15 işlevinin belirlenmesi için ileri geniş grup çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. TNFSF15 gen ifadesi aynı zamanda, OHH tedavisinde yeni bir yaklaşıma da katkı sağlayacaktır.
OBJECTIVE: The aim of this study was to investigate the relation between tumor necrosis factor-superfamily 15 (TNFSF15) gene expression and clinical findings in children with sickle cell disease (SCD).
METHODS: Forty-nine patients with SCD and 38 healthy controls were included in this study. TNFSF15
gene expression and plasma levels were analyzed. TNFSF15 gene expression was compared in subgroups considering the frequency of painful crises and acute chest syndrome (ACS).
RESULTS: It was found that TNFSF15 gene expression was significantly higher in patients with SCD than the controls (p=0.001), whereas there was no significant difference between the patients with SCD and the control groups considering plasma levels of TNFSF15. TNFSF15 gene expression was also significantly higher in SCD patients with ACS (p=0.008).
CONCLUSION: These findings suggest that TNFSF15 may have a role in the pathogenesis of SCD presenting with ACS. Further studies on larger groups are needed to determine the function of TNFSF15 in SCD patients with ACS and pulmonary hypertension. Analysis of TNFSF15 expression may also serve as a promising approach in ACS therapy.

6.The Evaluation of Hydroxyethyl Starch (6% HES 130/0.4) Solution’s Potential Preventive Effects on Coagulation Status in Women with Gynecologic Malignancies Using Rotation Thromboelastography
Meltem Olga Akay, Ayten Bilir, Tufan Öge, Gökhan Kuş, Fezan Şahin Mutlu
doi: 10.4274/Tjh.2013.0003  Pages 261 - 265 (1059 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, jinekolojik maligniteli kadınlarda %6 hidroksietil nişasta (HES) 130/0,4 solüsyonu ile hemodilüsyonun koagülasyon durumu üzerine in vitro etkilerinin rotasyonel trombelastogram (ROTEM®) kullanarak belirlenmesidir.
YÖNTEMLER: Anestezi programına alınan jinekolojik tümörlü 22 hasta dahil edildi. Kan örnekleri %6 HES (130/0,4) solüsyonu ile %20 dilue edildi.
BULGULAR: INTEM analizinde, HES hemodilüsyonunda, dilüsyon yapılmayan kontrol örneklerine göre pıhtılaşma zamanı (CT) (p<0.01) ve pıhtı oluşma zamanı (CFT) (p<0,001) anlamlı uzamış ve maksimum pıhtı sertliği (MCF) (p<0,001) anlamlı kısalmış idi. EXTEM analizinde, HES hemodilüsyonunda, dilüsyon yapılmayan kontrol örneklerine göre benzer olarak CFT değerinde anlamlı uzama (p<0,01) ve MCF değerinde anlamlı kısalma (p<0,01) mevcut idi.
SONUÇ: HES 130/0,4 solüsyonu jinelolojik kanserli hastaların trombelastografik profilinde in vitro önemli hipokoagulabl değişikliklere yol açmaktadır.
OBJECTIVE: The aim of this study was to determine the effects of in vitro hemodilution with 6% hydroxyethyl starch (HES) 130/0.4 solution on the coagulation status of women with gynecologic malignancies by using rotation thromboelastogram (ROTEM®).
METHODS: Twenty-two patients with gynecological tumors scheduled for anesthesia were enrolled. Blood
samples were diluted by 20% with 6% HES (130/0.4) solution.
RESULTS: In the INTEM assay, clotting time (CT) (p<0.01) and clot formation time (CFT) (p<0.001) were significantly increased and maximum maximum clot formation (MCF) (p< 0.001) was significantly decreased in HES hemodilution compared with the undiluted control samples. In the EXTEM assay, there was a similar significant increase in increase in CFT (p<0.01) and a decrease in maximum a decrease in MCF (p<0.01) in HES hemodilution when compared with control samples.
CONCLUSION: HES 130/0.4 solution causes significant hypocoagulable changes in the thromboelastographic profile of gynecologic cancer patients in vitro.

7.Critical Role of Sensitized Serum in Rejection of Allogeneic Bone Marrow Cells
Lu Hong Xu, Jian Pei Fang, Wen Jun Weng, Hong Gui Xu
doi: 10.4274/Tjh.2012.0213  Pages 266 - 271 (854 accesses)
AMAÇ: Solid organ transplantasyonlarında humoral immunitenin önemi ile ilgili bilgilerimiz daha açık olmakla birlikte, humoral immunite ve hematopoetik kök hücre nakli arasındaki ilişki konusunda bilgilerimiz sınırlıdır. Bu çalışmada bu ilişkinin araştırılması hedeflenmiştir.
YÖNTEMLER: Sensitize bir fare modelinden allojeneik splenosit transfüzyonu elde edildi. Sensitize serum, allojeneik kemik iliği hücreleri ile in vitro olarak inkübe edildi ve sitotoksisite komplemana bağımlı sitotoksisite metodu ile değerlendirildi. İrradiasyon sonrası farelere sensitize serumda inkübe edilmiş allojeneik kemik iliği hücreleri transplante edildi. Engraftman, hematopoetik düzelme ve kimerizm analizleri ile değerlendirildi. Ayrıca, farelere transplanttan 1 gün önce sensitize serum pasif olarak uygulandı. Kemik iliği transplantasyonu sonrası mortalite günlük olarak skorlandı.
BULGULAR: İn vitro çalışmalar göstermiştir ki, sensitize serum komplemana bağımlı sitotoksisite üzerinden allojeneik kemik iliği hücrelerini etkilemektedir. Sensitize serum ile inkübe edilmiş kemik iliği hücreleri fareleri letal dozda irradiasyondan korumakta başarısız olmuştur. Sensitize serum ile inkübe edilen kemik iliği hücreleri alıcılarda zaman içinde rejeke edilmişlerdir. Ayrıca, transplantasyondan önce sensitize serum verilen fareler graft rejeksiyonu nedeniyle ölmüşlerdir.
SONUÇ: Bu bilgiler ışığında, sensitize serumun hematopoetik kök hücre transplantasyonunda oluşabilecek graft rejeksiyonunda kritik bir role sahip olduğu söylenebilir.
OBJECTIVE: Humoral immunity has been clearly implicated in solid organ transplantation, but little is known about the relationship between humoral immunity and hematopoietic stem cell transplantation. This study was designed to investigate that relationship.
METHODS: Sensitized serum was obtained from a sensitized murine model established by allogeneic
splenocyte transfusion. Sensitized serum was incubated with allogeneic bone marrow cells (BMCs) in vitro and the cytotoxicity was evaluated by the complement-dependent cytotoxicity method. Mice were transplanted with allogeneic BMCs incubated with sensitized serum after lethal irradiation. The engraftment was assayed by hematopoietic recovery and chimera analysis. Moreover, mice received passive transfer of sensitized serum 1 day prior to transplantation. Mortality was scored daily after bone marrow transplantation.
RESULTS: The in vitro experiments showed that sensitized serum was capable of impairing allogeneic BMCs through the complement-dependent cytotoxicity pathway. The animal studies showed that BMCs incubated with sensitized serum failed to rescue mice from lethal irradiation. The engraftment assay showed that the allogeneic BMCs incubated with sensitized serum were rejected with time in the recipients. Furthermore, the mice died of marrow graft rejection by transfer of sensitized serum prior to transplantation.
CONCLUSION: Taken together, our results indicated that sensitized serum played a critical role in graft rejection during hematopoietic stem cell transplantation.

8.Survey of HFE Gene C282Y Mutation in Turkish Beta-Thalassemia Patients and Healthy Population: A Preliminary Study
Selma Ünal, Günay Balta, Fatma Gümrük
doi: 10.4274/Tjh.2012.0081  Pages 272 - 275 (909 accesses)
AMAÇ: Herediter hemokromatozisin büyük bir kısmından sorumlu tutulan C282Y mutasyonunun beta talasemili hastalarda gelişen sekonder hemokromatozisdeki arttırıcı rolünü belirlemek ve bu mutasyonun, sağlıklı kontrol grubunda prevalansını ve allel sıklığını göstermek.
YÖNTEMLER: Kırk biri kız, 46’si erkek (ortanca yaş: 15,6±6,1, yaş aralığı: 3-30 yaş) toplam 87 Beta talasemi major ve 13 Beta talasemi intermedialı hasta (6 erkek, 7 kız, ortanca yaş: 19,6±3,5, yaş aralığı: 13-26) çalışmanın hasta grubunu oluşturdu. Kontrol grubu olarak 100 sağlıklı birey çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: Ne Beta talasemili hasta ne de sağlıklı bireyde homozigot yada heterezigot C282Y mutasyonu tespit edilemedi.
SONUÇ: Herediter hemokromatozis gelişiminde önemli bir faktör olarak düşünülen C282Y mutasyonu, sağlıklı Türk popülasyonu ve Beta talasemili hastalarda hemokromatozis gelişimi için arttırıcı bir faktör olarak bulunamamıştır. Bu konuda daha geniş katılımlı çalışmaların yapılmasına gerek olup, demir metabolizmasından sorumlu olan diğer düzenleyici protein gen mutasyonlarının da sekonder hemokromatozisi olan beta talasemili hastalarda araştırılması gerektiği düşünülmektedir.
OBJECTIVE: This study was planned in order to determine the effect of C282Y mutation in development of secondary hemochromatosis in beta-thalassemia patients and to determine the prevalence and allele frequency of this mutation in a healthy control group.
METHODS: Eighty-seven children and young adults (46 males and 41 females; mean age: 15.6±6.1 years, range: 3-30 years) with beta-thalassemia major (BTM) and 13 beta-thalassemia intermedia (BTI) patients (6 males and 7 females; mean age: 19.6±3.5 years, range: 13-26 years) were included in the study. The control group comprised 100 healthy blood donors.
RESULTS: Neither heterozygous nor homozygous HFE gene C282Y mutation was detected in patients with BTM or BTI, or in control group.
CONCLUSION: The C282Y mutation, which is supposed to be responsible for the majority of hereditary hemochromatosis, was not found to have a role in the development of hemochromatosis in beta-thalassemia patients and was not detected in a healthy Turkish population. However, research on larger cohorts of individuals is required in order to determine the exact prevalence of the HFE gene mutation in Turkish populations from diverse ethnic origins and whether it would have an impact on iron loading in thalassemic populations.

9.Factors Associated with Cytomegalovirus Reactivation Following Allogeneic Hematopoietic Stem Cell Transplantation: Human Leukocyte Antigens Might Be Among the Risk Factors
Kadir Acar, Şahika Zeynep Akı, Zübeyde Nur Özkurt, Gülendam Bozdayı, Seyyal Rota, Gülsan Türköz Sucak
doi: 10.4274/Tjh.2013.0244  Pages 276 - 285 (1165 accesses)
AMAÇ: Allojeneik kök hücre nakli (AKHN) alıcılarında sitomegalovirus (CMV) önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Mevcut uygulama profilaksi ve önleyici tedavi yöntemleridir ki, bunun da riskleri, yan etkileri ve maliyeti vardır. Öte yandan tüm hastalar için geçerli bir yerleşik risk puanlama sistemi yoktur. Bu çalışmada, AKHN yapılan hastalarda CMV reaktivasyonu için risk faktörlerini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Gazi Üniversitesi Kök Hücre Nakil Ünitesi’nde Eylül 2003 ve Aralık 2009 tarihleri ararsında AKHN yapılan 185 hastanın CMV reaktivasyonu sonuçları geriye dönük olarak incelendi. Nakille ilişkili standart parametrelerin yanı sıra HLA antijenleri arasındaki değişkenler de incelendi.
BULGULAR: Major risk faktörü olarak adlandırılan alıcı (%100) ve vericilerdeki (%94,6) yüksek seropozitiflik oranlarına karsın bizim çalışmamızda reaktivasyon oranı %24,9 idi. Altta yatan hastalık, yaş, cinsiyet, hazırlama rejimi, hazırlama rejiminde anti timosit globulin (ATG) veya fludarabin kullanılmasının CMV reaktivasyonu üzerine etkisinin olmadığı görülmüştür. CMV reaktivasyonu graft versus host hastalığı (GVHH) olmayanlarla kıyaslandığında GVHH olan alıcılarda daha sık olarak bulunmuştur (p<0,0001). HLA-B14, HLA-DRB1*01, ve HLADRB1* 13 antijenleri olanlarda CMV reaktivasyonu daha sık (p<0,05) iken, HLA-A11, HLADRB1* 04 antijenleri olanlarda daha düşük bulunmuştur (p<0,05).
SONUÇ: Tüm kök hücre alıcılarına uygulanabilecek CMV profilaksisi ve/veya tedavisi için oluşturulmuş evrensel bir risk skorlaması gerekmektedir. HLA antijenleri de dahil olmak üzere genetik risk faktörlerinin rolünün ortaya çıkarılması hücresel tedavi ve/veya aşılama yöntemleri gibi stratejilerin belirlenmesine olanak sağlayacaktır.
OBJECTIVE: Cytomegalovirus (CMV) is a significant cause of morbidity and mortality in allogeneic hematopoietic stem cell transplantation (AHSCT) recipients. Current practice includes prophylactic and preemptive treatment modalities, which have risks, side effects, and costs of their own. There is no established risk scoring system that applies to all patients. We aimed to investigate the risk factors for CMV reactivation in AHSCT recipients.
METHODS: We retrospectively analyzed the risk factors for CMV reactivation in 185 consequent AHSCT recipients transplanted between September 2003 and December 2009 at the Stem Cell Transplantation Unit of Gazi University. Besides the standard transplant-related parameters, HLA antigens were also included among the variables analyzed.
RESULTS: Despite the very high rate of donor (94.6%) and recipient (100%) seropositivity, which are the so-called major risk factors in previous reports, our reactivation rate was much lower, with a frequency of 24.9%. The underlying disease, sex, conditioning regimen, and presence of antithymocyte globulin or fludarabine in the conditioning regimen had no impact on reactivation rate. CMV reactivation was significantly more frequent in recipients with graft-versus-host disease (GVHD) compared to those without GVHD (p<0.0001). CMV reactivation was significantly more frequent (p<0.05) in patients with HLA-B14, HLADRB1* 01, and HLA-DRB1*13 antigens and less frequent in recipients with HLA-A11 and HLA-DRB1*04 antigens (p<0.05).
CONCLUSION: Universal risk factors/scores that apply to all transplant recipients are required for tailored prophylaxis and/ or treatment strategies for CMV reactivation. Uncovering the role of genetic factors, including HLA antigens, as possible risk factors might lead the way to risk-adaptive strategies for adoptive cellular therapy and/or vaccination.

CASE REPORT
10.Solitary Bone Plasmacytoma Progressing into Retroperitoneal Plasma Cell Myeloma with No Related End Organ or Tissue Impairment: A Case Report and Review of the Literature
Gargi Tikku, Monica Jain, Asit Mridha, Rajesh Grover
doi: 10.4274/Tjh.2012.0167  Pages 286 - 289 (1066 accesses)
Soliter kemik plazmasitomları (SKP) ve plazma hücreli miyelom (PHM) plazma hücrelerinin klonal proliferatif hastalıklarıdır. SKP’si olan hastaların çoğu izlemde PHM geliştirir. Burada sol femurda subtrokanterik bölgede kırık ve litik lezyonla başvuran ve SKP tanısı alan 70 yaşındaki erkek hasta sunulmuştur. Hastaya lokal küratif radyoterapi uygulanmıştır. Ancak 4 ay sonrasında hastanın serum M proteini ve β2-mikroglobulin düzeyleri sırasıyla 2,31 g/dL ve 5,965 mg/L düzeylerine çıkmıştır. Hastanın eşlik eden karında şişkinlik ve kabızlık yakınmaları bulunmaktadır. Kolonoskopik incelemesi normal olan hastanın retroperitoneal kitlesinden alınan biyopsi sonucunda plazmasitoma tanısı doğrulanmıştır. Tekrarlanan tam kan sayımı, kan üre, serum kreatinin, kemik taraması ve kemik iliği incelemelerinde anormallik bulunmamıştır. Çok sayıda ekstramedüller retroperitoneal kitlelerle bulgu vermesi, SKP gelişmesi, organ ya da doku hasarlanmasına neden olmaması ve kemik iliği tutulumunun bulunmaması gibi nedenlerle özellikli bir PHM olgusu sunulmuştur. Hasta retroperitoneal kitleler belirdikten 8 ay sonra kaybedilmiştir. Olgumuz, SKP tanısı alan ve yüksek serum M proteini ve β2-mikroglobulin düzeylerine sahip hastaların yakın izlenmesi gerektiğine ve PHM dönüşümü önlemek amacıyla erken tedavi başlanmasının uygun olabileceğine işaret etmektedir.
Solitary bone plasmacytomas and plasma cell myeloma are clonal proliferations of plasma cells. Many patients with solitary bone plasmacytomas develop plasma cell myeloma on follow-up. We present a case of a 70-year-old man who presented with fracture and a lytic lesion in the subtrochanteric region of the left femur and was assigned a diagnosis of solitary bone plasmacytoma. He received local curative radiotherapy. However, 4 months later his serum M protein and β2-microglobulin levels increased to 2.31 g/dL and 5.965 mg/L, respectively. He complained of abdominal fullness and constipation. Ultrasound and non-contrast CT imaging revealed multiple retroperitoneal masses. Colonoscopic examination was normal. Biopsy of the a retroperitoneal mass confirmed it to be a plasmacytoma. Repeat hemogram, blood urea, serum creatinine, skeletal survey, and bone marrow examination revealed no abnormalities. This is an unusual presentation of plasma cell myeloma, which manifested as multiple huge extramedullary retroperitoneal masses and arose from a solitary bone plasmacytoma, without related end organ or tissue impairment and bone marrow plasmacytosis. The patient succumbed to his disease 8 months after the appearance of the retroperitoneal masses. This case highlights the importance of close monitoring of patients diagnosed with solitary bone plasmacytoma with increased serum M protein and serum β2-microglobulin levels, so that early therapy can be instituted to prevent conversion to plasma cell myeloma.

11.Blastoid Variant Mantle Cell Lymphoma with Complex Karyotype Including 11q Duplication
Özge Özer, Selami K. Toprak, Enver Öte, Zerrin Yılmaz, Feride İffet Şahin
doi: 10.4274/Tjh.2012.0195  Pages 290 - 294 (995 accesses)
Kompleks karyotipe sahip bir blastoid mantle hücreli lenfoma olgusunu sunuyoruz. Blastoid alt tip, saldırgan bir klinik seyre sahip olup, ender görülen bir Hodgkin dışı lenfoma alt tipidir. Mantle hücreli lenfoma ise, özellikle t(11;14) varlığı ile diğer B hücreli neoplazmlardan ayırt edilmektedir. Sunulan olguda geleneksel kromozom analizi sonrası 1, 2, 4, 6, 10, 13 ve 19. kromozomların yapısal anormalliklerine ek olarak 3 adet marker kromozom saptanmıştır. Hastamızda ayrıca, t(1p;11q) sonucunda oluşmuş türev 1. kromozom gözlenmiştir. Buradan hareketle, 11q bölgesinin, ilginç olarak t(11;14) haricinde 1. kromozom ile farklı bir translokasyona da katıldığını söyleyebiliriz. Bu nedenle ortaya çıkan 11q duplikasyonunun hastalığın oluşma sürecinden sorumlu tutulan siklin D1 geninin ifadelenmesini arttırdığı düşünülmektedir. Çalışma sırasında, floresan in situ melezleme yöntemi ile t(11;14) probu kullanılarak bazı hücrelerde klonal sayısal 11. ve 14. kromozom anormallikleri görüntülenmiştir. Çok sayıda kromozom bozukluğunun saptanmış olması olgumuzun kötü klinik gidişini açıklamaktadır. Hastamıza ilişkin bulgularımız ışığında, aynı tanıya sahip hasta grubunda yapılacak sitogenetik inceleme sonuçlarının yeni sorumlu gen bölgeleri hakkında ipuçları vereceği rahatlıkla söylenebilir. Sonuç olarak, hastamızda t(11;14) varlığına ek olarak çoklu kromozom bozukluklarının bulunmasının, klinik gidiş ve tedavi yanıtı üzerine olumsuz bir etki gösterdiği açıktır.
We describe a case of blastoid mantle cell lymphoma with a complex karyotype. The blastoid variant is a rare type of non-Hodgkin lymphoma exhibiting an aggressive clinical course. Mantle cell lymphoma is a distinct entity of mature B-cell neoplasms genetically characterized by the presence of t(11;14). In the present case, conventional analysis revealed structural abnormalities of chromosomes 2, 4, 6, 10, 13, and 19, along with 3 additional marker chromosomes. The derivative 1 chromosome determined in the case was a result of t(1p;11q). Our interesting finding was the presence of a different translocation between 11q and chromosome 1 in addition to t(11;14). Thus, the resulting 11q duplication was believed to additionally increase the enhanced expression of cyclin D1 gene, which is responsible in the pathogenesis of the disease. Fluorescence in situ hybridization method by the t(11;14) probe revealed clonal numerical abnormalities of chromosomes 11 and 14 in some cells. The detection of multiple abnormalities explains the bad prognosis in the present case. On the basis of our findings, we can easily conclude that results of cytogenetic analyses of similar mantle cell lymphoma patients would provide clues about new responsible gene regions and disease prognosis. In conclusion, it has been suggested that the presence of multiple chromosomal aberrations in addition to the specific t(11;14) may have a negative impact on clinical course and survival rate.

12.Extramedullary Myeloid Tumor Involving the Pancreas: A Case Report and Review of the Literature
Semra Paydaş, Hakan Özdoğu, Meral Günaldı, Veysel Haksöyler, Arbil Açıkalın, Melek Ergin
doi: 10.4274/Tjh.2012.0166  Pages 295 - 300 (854 accesses)
Extramedüller miyeloid tümörler (EMMT) miyeloid hücrelerin neoplazileridir. Bu tümörler bütün organlarda oluşabilir fakat bazı lokalizasyonlarda EMMT saptanması nadirdir ve pankreasın EMMT ile tutulumu da nadirdir. Burada allogeneik kök hücre naklinden 4 yıl sonra gelişen pankreas EMMT’ü sunulmuş ve mevcut bilgi gözden geçirilmiştir.
Extramedullary myeloid tumors (EMMTs) are the tumors of myeloid cells. These tumors may occur in all of the organs of the body, but some localizations are rare. Pancreatic involvement of EMMTs is a rare entity. Here we report a case of EMMT of the pancreas 4 years after allogeneic stem cell transplantation and we review the existing data about EMMTs involving the pancreas.

13.Extramedullary Plasmacytoma of the Frontal Sinus: Case Report and Turkish Literature Review
Ayşegül Verim, Shahrouz Sheidaii, Ömer Bilaç, Çiğdem Tepe Karaca, Barış Naiboğlu
doi: 10.4274/Tjh.2012.0175  Pages 301 - 306 (1192 accesses)
Ekstrameduller soliter plazmasitomlar plazma hücrelerinden kaynaklanan, non Hodgkin lemfomalar arasında sınıflandırılmış, kemik iliğini tutmayan ve multipl miyelom gibi jeneralize olmamış formda non epitelyal tümörlerdir. Nadir görülen tümörler olup plasma hücreli neoplazilerin %3’ünü oluştururlar. Çoğunlukla üst solunum yolunda sinonazal yerleşimli olmasına rağmen frontal sinüs yerleşimli olanına literatürde 1 olguda rastlanılmıştır. Bu yazıda sol frontal sinüs yerleşimli sol gözde proptoz ve hareket kısıtlılığına sebep olan nadir bir extrameduller soliter plazmasitom olgusu sunulmakta ve Türk literatüründeki sinonazal yerleşimli EMP’ler gözden geçirilmektedir. Altmış dokuz yaşında baş ağrısı ve sol gözde dışa itilme yakınması ile gelen bayan hastada çekilen paranazal BT ve MR sol frontal sinüs kitlesini ortaya koymuştur. Açık cerrahi ile tamamı çıkarılan kitlenin histopatolojik analizi plazmasitom tanısını koydurmuştur. Soliter EMP tanısı hematoloji ve onkoloji klinikleri tarafından yapılan tetkiklerle kesinleşmiştir. Hastaya postoperatif radyoterapi uygulanarak olumlu yanıt elde edilmiştir. Hasta halen sağlıklı olup 18. ay kontrolunda nüks izlenmemiştir. Sinonazal yerleşimli ekstramedüller plazmasitomların tedavileri cerrahi, cerrahi ve/veya radyoterapidir. Uzun dönemde hastalığın multipl miyeloma dönüşme gibi bir potansiyeli olabileceği gözardı edilmeden takiplerinde tam bir sistemik kontrol yapılması zorunludur.
Solitary extramedullary plasmacytomas (EMPs) are nonepithelial neoplasms of plasma cell origin categorized among non- Hodgkin lymphomas, without the bone marrow involvement and systemic spread seen in multiple myeloma. They are uncommon tumors comprising 3% of all plasma cell neoplasias. Although they usually occur in the upper respiratory tract, only 1 case of EMP localized to the frontal sinus has been reported in the English literature. We present in this report a rare case of EMP originated from the left frontal sinus leading to left eyeball proptosis and movement restriction. A survey of sinonasal EMPs in the Turkish literature is reported, as well. Paranasal computerized tomography and magnetic resonance imaging of a 69-year-old female who presented with left eyeball proptosis and left-sided headache revealed a solid mass in the left frontal sinus. Histopathological analysis of the completely excised mass supported the diagnosis of plasmacytoma. The definitive diagnosis of solitary EMP was confirmed with further investigations at hematology and oncology clinics. The patient was treated with surgery followed by local radiotherapy to the head and neck region, and she was disease-free at her 1-year follow-up. Treatment of sinonasal EMP is surgery alone or surgery combined with radiotherapy. Long-term follow-up is a requisite for systemic control because of the disease’s high potential to transform into multiple myeloma.

LETTER TO EDITOR
14.Hemophagocytic Lymphohistiocytosis Syndrome Associated with Gaucher Disease Type 2
Gholamreza Bahoush, Ghasem Miri Aliabad
doi: 10.4274/Tjh.2014.0037  Pages 307 - 308 (1242 accesses)
Abstract | Full Text PDF

15.Toxoplasmosis-Associated Hemophagocytosis in a Preterm Newborn
Sema Arayıcı, Fatma Nur Sarı, Neşe Yaralı, Mehmet Yekta Öncel, Gülsüm Kadıoğlu Şimşek, Nurdan Uras, Uğur Dilmen
doi: 10.4274/Tjh.2013.0379  Pages 309 - 310 (856 accesses)
Abstract | Full Text PDF

16.Thalassemia Intermedia and Acute Lymphoblastic Leukemia: Is it a Coincidental Double Diagnosis?
Deniz Tuğcu, Zeynep Karakaş, Müge Gökçe, Leyla Ağaoğlu, Ayşegül Ünüvar, Ebru Sarıbeyoğlu, Arzu Akcay, Ömer Devecioğlu
doi: 10.4274/Tjh.2014.0068  Pages 311 - 312 (1449 accesses)
Abstract | Full Text PDF

17.A Rare Cause of Recurrent Oral Lesions: Chediak- Higashi Syndrome
Müsemma Karabel, Selvi Kelekçi, Velat Şen, Duran Karabel, Çiğdem Aliosmanoğlu, Murat Söker
doi: 10.4274/Tjh.2013.0282  Pages 313 - 314 (761 accesses)
Abstract | Full Text PDF

18.Renal Infiltration of Follicular Lymphoma
Ivan Petkovic, Miljan Krstic, Ivica Pejcic, Svetislav Vrbic, Slavica Stojnev, Ana Cvetanovic, Mirjana Balic, Mirjana Todorovic
doi: 10.4274/Tjh.2014.0013  Pages 315 - 316 (2109 accesses)
Abstract | Full Text PDF

19.Hemoglobin Lansing (Alpha) [HBA2 CD87 (HIS>GLU) (C>A)] in a Turkish Individual Resulting from Another Nucleotide Substitution
Nejat Akar, Didem Torun, Ayşenur Öztürk
doi: 10.4274/Tjh.2014.0102  Pages 317 - 318 (1105 accesses)
Abstract | Full Text PDF

20.First Observation of Hemoglobin Jabalpur [Beta 3 (NA3) Leu>Pro] in the Turkish Population
Ayfer Çolak, Burak Toprak, Kanay Yararbaş, Fatma Akyol, Cengiz Ceylan
doi: 10.4274/Tjh.2014.0027  Pages 319 - 320 (806 accesses)
Abstract | Full Text PDF

21.Multiple Liver and Muscle Abscesses and Sepsis with Bacillus pantothenticus in a Leukemia Patient
Elif Gülsüm Ümıt, Hasan Celalettin Ümıt, Figen Kuloğlu, Ahmet Muzaffer Demir
doi: 10.4274/Tjh.2013.0315  Pages 321 - 322 (1503 accesses)
Abstract | Full Text PDF

22.A Systemic Lupus Erythematosus Patient with Isolated Neutropenia and Diminished Expression of CD55 and CD59 Similar to Paroxysmal Nocturnal Hemoglobinuria
Abdülkerim Yıldız, Merih Kızıl Çakar, Elif Suyanı, Gülsan Türköz Sucak
doi: 10.4274/Tjh.2013.0318  Pages 323 - 324 (948 accesses)
Abstract | Full Text PDF

23.Clofarabine Experience in Children with Multi-Relapsed Acute Leukemia
Zeynep Karakaş, Begüm Şirin Koç, Serap Karaman, Sema  Anak, Ayşegül Ünüvar, Ezgi Uysalol, Ömer Devecioğlu, Leyla Ağaoğlu, Gülyüz Öztürk
doi: 10.4274/Tjh.2013.0297  Pages 325 - 327 (1169 accesses)
Abstract | Full Text PDF

24.HBV and HCV Coinfection Associated with Warm-Type Autoimmune Hemolytic Anemia: A Case Report
Quan Le Zhang, Li Juan Jia, Jin Biao Zhang, Wei Min Li, Yuan Kai Bo, Jing Li
doi: 10.4274/Tjh.2012.0198  Pages 328 - 331 (852 accesses)
Abstract | Full Text PDF

25.Central Nervous System Involvement in Primary Adrenal Non-Hodgkin Lymphoma
Padhi Somanath, Sahoo Jayaprakash
doi: 10.4274/Tjh.2013.0432  Pages 332 - 334 (851 accesses)
Abstract | Full Text PDF

IMAGES IN HEMATOLOGY
26.Diagnosis: Infantile Malign Osteopetrosis
Sevgin Taner, Ali Fettah, Neşe Yaralı, Sevde Seçer, Özge Ağlamıs, Bahattin Tunç
doi: 10.4274/Tjh.2013.0405  Pages 335 - 336 (791 accesses)
Abstract | Full Text PDF

27.Unusual Manifestations of Vincristine Neuropathy: Report of Two Cases of Hodgkin Lymphoma
Olga Meltem Akay, Eren Gündüz, Ercan Kaya, Mahmut Kebapcı, Zafer Gülbaş
doi: 10.4274/Tjh.2013.0158  Pages 337 - 338 (915 accesses)
Abstract | Full Text PDF

28.Isolated Zinc Deficiency Causing Severe Microcytosis and Sideroblastic Anemia
Gupta Shweta, Jain Prantesh, Sukhal Shashvat
doi: 10.4274/Tjh.2012.0145  Pages 339 - 341 (1410 accesses)
Abstract | Full Text PDF

ANNOUNCEMENTS
29.Memorial: Prof. Dr. Burhan (Mehmet Burhanettin) SAY (1923-2014)
Şinasi Özsoylu
Page 342 (688 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686