ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 27 (4)
Volume: 27  Issue: 4 - 2010
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Parvovirus-B19 and hematologic disorders
Sevgi Yetgin, Selin Aytaç Elmas
doi: 10.5152/tjh.2010.43  Pages 224 - 233 (2287 accesses)
Parvovirus-B19 (PV-B19) küçük bir DNA virusu olup Parvoviridia ailesinin bir üyesidir. PV-B19 ile ilgili hastalıklar virus, konakçı cevabı ve immun sistem etkileşmesini temsil eden iyi birer örnektir. PV-B19 ilişkili hastalıklar, çocukluk çağında eritema infeksiozum, hidrops fetalis ve kronik hemolitik anemilerde geçici eritroid aplazi, bayanlarda artralji, immun yetmezlikli olgularda ise kronik eritroid aplazidir. Sitopeni (bisitopeni, monositopeni yada pansitopeni) yukarıdaki hastalıklara eşlik edebilir. Öte yandan PV-B19 ile ilişkili olabilecek nörolojik, vaskülitik, hepatik, romatoid, nefritik, otoimmun, miyokard hastalıkları ve mekanizması tam olarak açıklanamamış birçok hastalık da vardır. Virus beklenmeyen ve açıklanamayan klinik tablolara yol açabileceği için yanlış tanı konulabilmektedir. Bu nedenledir ki henüz klinik tanı konulmamış, hematolojik bulguları olan hastalarda PV-B19 infeksiyonu dikkate gelmelidir. Ancak immun yetmezlik durumunda serolojik testler tanı için yeterli olmayabilir. Virus serumda yada doku örneğinde PCR ile tespit edilebilir. Destek tedavisi, kan transfüzyonu yada immunglobulin günümüzde kullanılan tedaviler olup aşı çalışmaları araştırma aşamasındadır.
Parvovirus-B19 (PV-B19) küçük bir DNA virusu olup Parvoviridia ailesinin bir üyesidir. PV-B19 ile ilgili hastalıklar virus, konakçı cevabı ve immun sistem etkileşmesini temsil eden iyi birer örnektir. PV-B19 ilişkili hastalıklar, çocukluk çağında eritema infeksiozum, hidrops fetalis ve kronik hemolitik anemilerde geçici eritroid aplazi, kadınlarda artralji, immun yetmezlikli olgularda ise kronik eritroid aplazidir. Sitopeni (bisitopeni, monositopeni yada pansitopeni) yukarıdaki hastalıklara eşlik edebilir. Öte yandan PV-B19 ile ilişkili olabilecek nörolojik, vaskülitik, hepatik, romatoid, nefritik, otoimmun, miyokard hastalıkları ve mekanizması tam olarak açıklanamamış birçok hastalık da vardır. Virus beklenmeyen ve açıklanamayan klinik tablolara yol açabileceği için yanlış tanı konulabilmektedir. Bu nedenledir ki henüz klinik tanı konulmamış, hematolojik bulguları olan hastalarda PV-B19 infeksiyonu dikkate gelmelidir. Ancak immun yetmezlik durumunda serolojik testler tanı için yeterli olmayabilir. Virus serumda yada doku örneğinde PCR ile tespit edilebilir. Destek tedavisi, kan transfüzyonu yada immunglobulin günümüzde kullanılan tedaviler olup aşı çalışmaları araştırma aşamasındadır.

RESEARCH ARTICLE
2.Long-term culture-initiating cells (LTC-IC) produced from CD34+ cord blood cells with limiting dilution method
Gülderen Yanıkkaya Demirel, Tülin Budak-Alpdoğan, Sema Aktaş, Mahmut Bayık
doi: 10.5152/tjh.2010.44  Pages 234 - 241 (2105 accesses)
AMAÇ: Akım hücre ölçer ve klonojenik yöntemler kullanımı ile öncül hematolojik hücre fenotiplerinin tanımlanmasında çok aşama kaydedilmiş olmasına rağmen, kemik iliğini yenileyen hücrelerin doğrudan bir yöntemle tanımlanması henüz mümkün olmamaktadır. Uzun Dönemli Kültür-Başlatan Hücreler (UDK-BH) in vitro fonksiyonel yöntemlerle saptanabilen en öncül insan hematopoietik hücreleridir.
YÖNTEMLER: Bu araştırmada, kordon kanı kök hücrelerinin kemik iliğini yenileyen hücre yeteneğini ölçümlemek üzere kısıtlı dilüsyon ile UDK-BH yöntemi uygulanmıştır.
BULGULAR: Kordon kanından CD34+ hücrelerin seleksiyonu manyetik boncuklarla başarı ile gerçekleştirilmiştir (%73,64±9,12). UDK-BH’lerin 5. haftada ortalama görülme sıklığı 1: 1966 CD34+ hücredir (aralık: 1261-2906).
SONUÇ: CD34+ kordon kanı hücrelerinden elde edilen UDK-BH sayısı daha önce yayınlarda bildirilen kemik iliği hücreleri değerlerinden daha düşük düzeyde saptanmıştır. Bu bulgunun proliferasyon için gerekli olan sinyal transkripsiyon molekülleri, büyüme faktörleri, kemokin ve sitokinlerin aksesuar hücreler tarafından salınarak ortamda olmamasına bağlı olduğu düşünülmüştür. Bu alanda gelecekte daha çok araştırma yapılması bilgilerimizin artmasını sağlayacaktır.
OBJECTIVE: Even though much progress has been made in defining primitive hematologic cell phenotypes by using flow cytometry and clonogenic methods, the direct method for study of marrow repopulating cells still remains to be elusive. Long Term Culture-Initiating Cells (LTC-IC) are known as the most primitive human hematopoietic cells detectable by in vitro functional assays.
METHODS: In this study, LTC-IC with limiting dilution assay was used to evaluate repopulating potential of cord blood stem cells.
RESULTS: CD34 selections from cord blood were completed succesfully with magnetic beads (73,64%±9,12). The average incidence of week 5 LTC-IC was 1: 1966 CD34+ cells (range 1261–2906).
CONCLUSION: We found that number of LTC-IC obtained from CD34+ cord blood cells were relatively low in numbers when compared to previously reported bone marrow CD34+ cells. This may be due to the lack of some transcription and growth factors along with some cytokines and chemokines released by accessory cells which are necessary for proliferation of cord blood progenitor/stem cells and it presents an area of interest for further studies.

3.The effect of heparin on the cell cycle in human B-lymphoblasts: An in vitro study
Ayşe Aksoy, Erol Erduran, Yavuz Tekelioğlu, Mehmet Mutlu, Yusuf Gedik
doi: 10.5152/tjh.2010.45  Pages 242 - 249 (2025 accesses)
AMAÇ: Heparin, çeşitli hücre tiplerinde proliferasyonun güçlü bir inhibitörü olduğu gösterilmiştir. Bu in vitro çalışmada; akut lenfoblastik lösemi (ALL) tanısı alan hastalarda farklı heparin konsantrasyonlarının lenfoblast hücre döngüsündeki fazlara etkisi araştırıldı.
YÖNTEMLER: Lenfoblastlar 0 (heparinsiz), 10 ve 20 U/mL heparin konsantrasyonlarına maruz bırakılarak 0, 1 ve 2 saatlerde lenfoblastların hücre döngüsü oranları FCM ile ölçüldü.
BULGULAR: Lenfoblastlar, 0 U/mL heparinsiz konsantrasyonuna göre; 20 U/mL heparin konsantrasyonunun 1. saatinde en fazla olmak üzere G2/M ve S döngüsü anlamlı derecede artmıştır. Heparinin doza ve zamana bağlı olarak lenfoblastların G2/M ve S fazlarında artışa neden olduğunu gösterdik.
SONUÇ: Heparin, hücre döngüsünde G2/M ve S fazına geçişi artırarak lenfoblastlarda proliferasyonu artırdığı gösterildi. Böylece heparinin, kemoterapi ilaçları ile sinerjistik etki sağlayarak yeni tedavi alanlarına olası katkıları umut verici olarak görünüyor. Bu ön çalışmamızın sonuçları, heparinin lenfoblastlardaki proliferatif etkisini araştırmak amacı ile daha ayrıntılı ve kapsamlı çalışma yapılması gerektiği gösterir.
OBJECTIVE: Heparin has been shown to be a strong inhibitor of the proliferation of several cell types. In this in vitro study, we investigated whether different heparin concentrations can affect the cell cycle of lymphoblasts in newly diagnosed acute lymphoblastic leukemia (ALL) patients.
METHODS: Lymphoblasts were incubated in different heparin concentrations (0, 10, 20 U/ml), and the percentages of lymphoblasts in each phase of the cell cycle were simultaneously measured by flow cytometry at 0, 1, and 2 hours (h).
RESULTS: The percentages of lymphoblasts at the G2/M and S phases were significantly increased in 20 U/ml heparin concentration at 1 h compared to 0 U/ml (without heparin) concentration. We demonstrated that heparin increases the percentages of lymphoblasts in the S and G2/M phases in a concentration- and time-dependent manner.
CONCLUSION: It was shown that heparin expands the proliferation of lymphoblasts by increasing the transition to G2/M and S phases and the S-phase fraction ratio. Heparin thus appears promising for its contribution to new treatment fields such as by providing a synergistic effect with chemotherapeutic drugs.

4.Autonomic nervous system dysfunction and serum levels of neurotoxic and neurotrophic cytokines in patients with cobalamin deficiency
Özcan Çeneli, Şahika Zeynep Akı, Betül Çevik Küçük, Ayşe Bora Tokçaer, Reha Kuruoğlu, Münci Yağcı
doi: 10.5152/tjh.2010.46  Pages 250 - 256 (1692 accesses)
AMAÇ: Nörotoksik sitokin tumor necrosis factor-α (TNFα) ile nörotrop sitokinler epidermal growth factor (EGF) ve interleukin-6 (IL-6) arasındaki dengesizlik kobalamin eksikliğine bağlı nöropati patojenezinde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, kobalamin eksikliği olan hastalarda otonom sinir sistemi bozukluğunu değerlendirmek ve otonom sinir sistemi bozuklukları ile serum sitokin düzeyleri (TNFα, EGF, IL-6) arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Kobalamin eksikliği olan hastalar (n=41), sağlıklı kontrol grubu (n=17) ve kobalamin yerine koyma tedavisinden 3 ay sonra hastalarda (n=22) serum TNFα, EGF, IL-6 düzeyleri çalışıldı. Nöropati tanısı için, Cbl eksikliği olan tüm hastalarda elektrofizyolojik çalışma (EPS) yapıldı. İstatistik analizde “SPSS for Windows 11.5” yazılımı kullanıldı.
BULGULAR: EPS ile 41 kobalamin eksikliği olan hastadan 29’unda nörolojik bozukluk gösterildi [ 3 (7.32%), 19 (46.34%) ve 7 (17.07%) hastada sırasıyla, sensorimotor periferal nöropati, parasempatik ve sempatik otonom bozukluk]. Otonom bozukluk olan ve olmayan hastalar arasında serum EGF ve IL-6 düzeylerinde anlamlı fark yoksa da, bu sitokin düzeyleri kobalamin eksikliği olan hastalarda, sağlıklı kontrolerden anlamlı derecede düşüktü.
SONUÇ: Kobalamin eksikliği olan hastalarda otonom bozukluk, sık nörolojik bulgu olarak görünmektedir. Bununla birlikte, elektrofizyolojik çalışmayla saptanan otonom bozukluklar ve serum sitokin düzeyleri arasında ilişki bulamadık.
OBJECTIVE: The imbalance between neurotoxic cytokine tumor necrosis factor-α (TNF-α) and neurotrophic cytokines epidermal growth factor (EGF) and interleukin-6 (IL-6) plays a role in the pathogenesis of cobalamin (Cbl) deficiency-induced neuropathy. The aim of this study was to evaluate autonomic nervous system dysfunction and to look for any relationship between autonomic nervous system disturbances and serum cytokine levels (TNF-α, EGF, IL-6) in patients with Cbl deficiency.
METHODS: Serum levels of TNF-α, EGF and IL-6 were studied in patients with Cbl deficiency (n=41) and a healthy control group (n=17) and after 3 months in patients who underwent Cbl
replacement therapy (n=22). All patients with Cbl deficiency underwent electrophysiological studies (EPS) for the diagnosis of neuropathy. Statistical analysis was performed using SPSS for Windows 11.5 software.
RESULTS: With EPS, 29 of 41 Cbl-deficient patients (70.73%) demonstrated neurological dysfunction
[3 (7.32%), 19 (46.34%) and 7 (17.07%) patients with sensorimotor peripheral neuropathy, parasympathetic, and sympathetic autonomic dysfunction, respectively]. Although there was no significant difference in serum levels of EGF and IL-6 between patients with versus without autonomic dysfunction, levels were significantly lower in Cbl- deficient patients than healthy controls.
CONCLUSION: Presence of autonomic dysfunction seems to be a frequent neurological finding in patients
with Cbl deficiency. However, we could not find any relationship between serum cytokine levels and autonomic dysfunction by EPS.

5.Clinical and laboratory data of primary hemophagocytic lymphohistiocytosis: A retrospective review of the Turkish Histiocyte Study Group
Tunç Fışgın, Türkan Patıroğlu, Akif Özdemir, Tiraje Celkan, Ümran Çalışkan, Mehmet Ertem, Neşe Yaralı, Erol Erduran, Canan Vergin, Cengiz Canpolat, Feride Duru, Ali Bay, Namık Özbek, Deniz Yılmaz Karapınar
doi: 10.5152/tjh.2010.47  Pages 257 - 262 (2358 accesses)
AMAÇ: Primer hemofagositik lenfohistiositoz tanısı ile Türkiye’deki farklı merkezlerde takip edilen hastaların klinik ve laboratuar değerlerini değerlendirmektir.
YÖNTEMLER: Hasta verilerinin değerlendirilmesi için Türk Histiosit Çalışma Grubu tarafından düzenlenmiş 3 sayfalık soru formu kullanıldı.
BULGULAR: Olguların tanı sırasındaki yaşları 0.6 ile 78 ay arasında idi (median±SD, 16.5±26.1). Cinsiyet dağılımı eşite yakındı (K/E=10/12). Anne-baba akrabalığı ve kardeş ölüm öyküsü oranları sırası ile %100 ve %81.1 idi. Ensık görülen klinik bulgular hepatomegali (%100), ateş (%95), labaratuvar bulguları ise anemi (%100), hiperferritinemi (%100) ve trombositopeniydi (%90.9). Ölen olguların trigliserid ve bilirubin düzeyleri yüksek gibi gözükmekteydi (trigliserid; 394±183 mg/dL, 289±7 mg/dL, total bilirubin; 2.7±6.9 mg/dL, 0.5±1.2 mg/dL)
SONUÇ: Ateş, hepatosplenomegali, anemi, hiperferritinemi ve trombositopeni primer HLH'li hastalarda en sık görülen klinik ve labaratuvar bulgulardır. Tanı sırasındaki artmış trigliserid ve bilirubin düzeyleri kötü prognostik belirteç olabilir.
OBJECTIVE: This study analyzes the clinical and laboratory findings of children with primary hemophagocytic lymphohistiocytosis (HLH) followed in various referral centers of Turkey.
METHODS: A simple three-page questionnaire prepared by the Turkish Histiocyte Study Group was used for documentation of patient data.
RESULTS: Age at diagnosis varied from 0.6 to 78 months (median±SD, 16.5±26.1). Sex distribution was almost equal (F/M=10/12). The frequencies of parental consanguinity and sibling death in the family history were 100% and 81.1%, respectively. The most common clinical findings were hepatomegaly (100%) and fever (95%). The most common laboratory findings were anemia (100%), hyperferritinemia (100%) and thrombocytopenia (90.9%). Triglyceride and total bilirubin levels in the deceased versus surviving group appear to be high (triglyceride: 394±183 mg/dl, 289±7 mg/dl; total bilirubin: 2.7±6.9 mg/dl, 0.5±1.2 mg/dl, respectively).
CONCLUSION: We concluded that fever, hepatosplenomegaly, anemia, thrombocytopenia, and hyperferritinemia are the most common clinical and laboratory findings in primary HLH. Increased triglyceride and total bilirubin level at the time of diagnosis might be an indicator of poor prognosis in HLH.

6.The predictive value of stimulation index calculated by modified mixed lymphocyte culture in the detection of GVHD following hematopoietic stem cell transplantation
Hülya Sayılan Şen, Tülay Kılıçaslan Ayna, Hayriye Şentürk Çiftçi, Sevgi Kalayoğlu Beşışık, Emel Ayşe Onal, Arzu Akçay, Hülya Bilgen, Mehmet Gürtekin, Deniz Sargın, Mahmut Çarin
doi: 10.5152/tjh.2010.48  Pages 263 - 268 (2011 accesses)
AMAÇ: Mikst lenfosit kültür testi hematopoetic kök hücre naklinden önce, donör uyumunu ve graft versus host hastalığını önceden belirlemek amacı ile yapılan bir testtir. Stimülasyon indeksi mikst lenfosit kültür testinde kullanılan formüllerden biridir ve alıcı ile verici arasındaki uyumu belirlemek için yapılır. Modifiye mikst lenfosit kültür testi ise mikst lenfosit kültür testine çeşitli sitokinlerin ilave edilmesiyle yapılır ve yapılan bu değişiklikle duyarlılıkta artış olduğu saptanmıştır.
YÖNTEMLER: HLA uyumlu donörden hematopoetik kök hücre nakli yapılacak 59 hastada Mikst Lenfosit Kültür ve Modifiye Mikst Lenfosit Kültürdeki stimülasyon indeksi değerlerine bakılmıştır. Modifiye mikst lenfosit kültür testinde sitokinler interlökin-2, interlökin-2 + interlökin-4 ve interlökin-2 + interferon-gama + tümör nekrozis faktör-alfa şeklinde eklenmiş ve modifiye mikst lenfosit kültüründeki stimülasyon indeksi değerleri, mikst lenfosit kültüründeki stimülasyon indeksi değerleriyle karşılaştırılmıştır.
BULGULAR: Yirmi üç hastada (%39) graft versus host hastalığı oluşmuştur. Mikst lenfosit kültürde stimülasyon indeksi >1olan hastalara bakıldığında hastaların %55'inde graft versus host hastalığı görülmüştür (p: 0,229). Bunun yanı sıra interlökin-2 ilavesi ile yapılan modifiye mikst lenfosit kültür testinde stimülasyon indeksi >1 olan hastaların %75'inde (p=0,035); interlökin-2 + interlökin-4 ilavesi ile yapılan modifiye mixt lenfosit kültür testinde stimülasyon indeksi >1 olan hastaların %100’ünde (p=0,076) ve interlökin-2 + interferon-gama + tümör nekrozis faktör-alfa ilavesi ile yapılan modifiye mixt lenfosit kültür testinde stimülasyon indeksi >1 olan hastaların %85,7’sinde (p=0,015) graft versus host hastalığı görülmüştür.
SONUÇ: Modifiye mikst lenfosit kültür, testin duyarlılığını arttırmıştır ve pozitif sonuçlar ile transplantasyondan sonra graft versus host hastalığının gelişmesi arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur.
OBJECTIVE: Mixed lymphocyte culture (MLC) is one of the routine tests performed prior to hematopoietic stem cell transplantation (HSCT) as a predictive assay for assessing the quality of donor matching and graft-versus-host disease (GVHD). The stimulation index is one of the formulas of the MLC test, and it is used for evaluation of matching between donor and recipient. Modified MLC (mMLC) test is produced by adding various cytokines to the MLC test, and increased sensitivity has been reported with this modification.
METHODS: The importance of the stimulation index values in MLC and mMLC tests was evaluated in 59 patients who received HSCs from human leukocyte antigen-identical sibling donors. In the mMLC test, cytokines were added as interleukin (IL)-2, IL-2 + IL-4 and IL-2 + interferon (IFN)-gamma + tumor necrosis factor (TNF)-alpha. Stimulation index values in mMLC test were compared with stimulation index values in MLC test.
RESULTS: Twenty-three (39%) patients developed GVHD. When evaluated in terms of stimulation index >1 patients, in MLC, 55% of the patients developed GVHD (p=0.229), whereas these values were 75% in the IL-2 added mMLC test (p=0.035), 100% in the IL-2 + IL-4 added mMLC test (p=0.076) and 85.7% in the IL-2 + IFN-gamma + TNF-alpha added mMLC test (p=0.015).
CONCLUSION: mMLC increased the sensitivity of the test. The relation between the positive results and evidence of GVHD after transplantation was found significant.

7.The changes in complete blood count in thyroid cancer patients treated with radioactive iodine ablation therapy
Bircan Sönmez, İsmail Doğan, Canan Yavruoğlu, Gamze Can, Mehmet Sönmez
doi: 10.5152/tjh.2010.49  Pages 269 - 274 (3836 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı total tiroidektomi sonrası artakalan tiroid dokusu için radyoaktif iyot (RAI) tedavisi alan tiroid kanserli hastalarda tam kan sayımındaki değişimleri değerlendimek.
YÖNTEMLER: Total tiroidektomi sonrası RAI tedavisi almış 164 hasta değerlendirildi. Hastaların tedaviden önce ve tedavi sonrası 1. ay, 6. ay ve 12. ay hemoglobin (Hb), lökosit (WBC) ve trombosit (Plt) düzeyleri değerlendirildi.
BULGULAR: RAI tedavisinden 1 ay sonra Hb, WBC ve Plt değerlerinde anlamlı bir azalma izlendi. Plt sayısı 6. ayda düzelirken 1. yılda tekrar azaldı. Buna karşılk Hb ve WBC değerlerinde ilk ayda gözlenen azalma 6. ay ve 1. yılda izlenmedi. Ancak izlenen bu değişiklikler tedavi öncesi değerleri düşük hastalar hariç normal sınırlar içindeydi.
SONUÇ: Tiroid kanserli hastalarda RAI tedavisi ciddi bir hematolojik yan etkiye yol açmaksızın güvenilir bir tedavi yöntemidir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to evaluate the effect of radioactive iodine (RAI) ablation therapy on the complete blood count (CBC) in thyroid cancer patients.
METHODS: One hundred sixty four patients undergoing RAI ablation therapy after total thyroidectomy were included. CBC results were available from the patients’ medical records at the time of ablation and at the 1st, 6th, and 12th months after RAI therapy.
RESULTS: Hemoglobin (Hb), white blood cell (WBC) and platelet (Plt) values were significantly lower than baseline at 1 month after treatment (p<0.0001). Hb and WBC values were increased at the 6th month and at the 1st year. Plt values increased at the 6th month but had decreased again at the 1st year. The values were usually in normal ranges except in the patients with low pretreatment Hb and WBC values.
CONCLUSION: RAI ablation therapy in thyroid cancer patients is a safe treatment modality without any serious or persistent hematological side effects.

8.Are university students a favorable target group for blood donation campaigns?
Bülent Eser, Fatih Kurnaz, Leylagül Kaynar, Mehmet Yay, Serdar Şıvgın, Ali Ünal, Mustafa Çetin
doi: 10.5152/tjh.2010.42  Pages 275 - 281 (2407 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin kan bağışı konusundaki istekliliklerini araştırmak ve bu grubu Kayseri şehir merkezinde yaşayan insanlarla karşılaştırmaktı.
YÖNTEMLER: İki grup donor kazanım kampanyaları sonrası kan bağışı için başvurma ve bir yıl içinde tekrar kan bağışı yapma oranları yönünden karşılaştırıldı.
BULGULAR: Kasım 2006 ile Ağustos 2008 arasında toplam 29614 kişi çalışmaya dahil edildi. Eğitimsel kampanyalar sonrasında kan bağışı için başvurma oranı üniversite öğrencilerinde %66 iken bu oran üniversite dışı grupta sadece %29 idi. Reddedilme ve kan verme işlemi sırasında istenmeyen etki gözlenme oranı öğrenci grubunda daha fazla gözlenmesine rağmen bu grupta toplam tekrar donor olma ve kısa mesaj sistemiyle hatırlatma sonrası yeniden donor olma oranı daha yüksekti.
SONUÇ: Üniversite öğrencileri uzun sureli düzenli kan bağışçısı olmak için iyi bir aday grubudur. Kan bağışının hatırlatılması için kısa mesaj sisteminin kullanılması kan stoklarının yerine konması için akılcı bir yöntem olabilir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to investigate the willingness of university students regarding blood donation and to compare results among residents living in the Kayseri city center.
METHODS: Admission for blood donation after donor acquisition campaigns and the rates of repeated donation over a one-year period were compared between the two groups.
RESULTS: Between November 2006 and August 2008, a total of 29614 people were included in the study. After educational campaigns, the rate of admission for blood donation was 66% among university students, while it was only 29% among the city residents. Although the deferral rate and adverse events during donation were found to be higher in the student group, they had a higher repeated donation rate and higher return rate after a short message system.
CONCLUSION: University students appear to be good candidates for long-term regular blood donation. Use of a short message system to issue reminders about blood donation may be a reasonable method to replenish the blood supply.

9.Prognostic value of soluble angiopoietin-2 and soluble Tie-2 in Egyptian patients with acute myeloid leukemia
Mohamed A. Attia, Sahar M. Hazzaa, Salwa A. Essa, Mahmoud F. Seleim
doi: 10.5152/tjh.2010.50  Pages 282 - 288 (1796 accesses)
AMAÇ: Anjiyojenez, katı tümörler ve hematolojik hastalıkların gelişimi ve büyümesinde kritik bir rol oynamaktadır. Anjiyopoietin-2 [Ang-2] ve onun reseptörü Tie-2’yi kapsayan sistemin, tümör anjiyojenezinde ve hematolojik ve hematoloji dışı hastalıkların biyolojisinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. AML hastalarında çözünebilen sAng-2 ve sTie-2 düzeyleri değerlendirilmiş olup, bu hastalarda dolaşımdaki düzeylerinin toplam sağkalım üzerindeki etkileri araştırılmıştır.
YÖNTEMLER: AMLli hastalar ve kontrollerden alınan plazma örneklerinde, Enzim bağlı immünassay (ELISA) ile Ang-2 ve Tie -2 ölçülmüştür.
BULGULAR: AML hastalarında, sAng-2 ve sTie-2 değerleri [sırasıyla 2382.1±1586.1 pg/ml ve 6.74±3.47ng/ml], kontrollere [sırasıyla 649.5±402.6 pg/ml ve 2.63±0.57 ng/ml] kıyasla anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.01). Toplam sağkalım değeri,yüksek sAng-2 ve sTie-2 [sırasıyla ≥2500pg/ml ve ≥8ng/ml] değerli AML hastalarında düşük düzeylere [SONUÇ: Çalışmada elde edilen sonuçlarda, AML hastalarının dolaşımdaki Ang-2 ve sTie-2 düzeylerinin prognostik anlamlılığı gösterilmiştir. Anjiyopoietin / Tie2 aksisinin modülasyonu, söz konusu hastalarda sonucu geliştirmeye yönelik ümit verici bir yaklaşım olabilir.
OBJECTIVE: Angiogenesis plays a critical role in the development and growth of solid tumors and hematologic malignancies. The system involving angiopoietin-2 [Ang-2] and its receptor Tie-2 appears to play an important role in tumor angiogenesis and in the biology of hematological and non-hematological malignancies. We evaluated the levels of soluble (s)Ang-2 and sTie-2 in acute myeloid leukemia (AML) patients and investigated the impact of their circulating levels on the overall survival in those patients.
METHODS: Ang-2 and Tie-2 were measured in plasma samples from AML patients and controls using enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA).
RESULTS: The levels of sAng-2 and sTie-2 were significantly higher in AML patients (2382.1±1586.1 pg/ml and 6.74±3.47 ng/ml, respectively) than in controls (649.5±402.6 pg/ml and 2.63±0.57 ng/ml, respectively; p<0.01). AML patients with high levels of sAng-2 and sTie-2 (≥2500 pg/ml and ≥8 ng/ml, respectively) had significantly shorter overall survival than those patients with low levels (<2500 pg/ml and <8 ng/ml, respectively).
CONCLUSION: The results of our study demonstrated the prognostic significance of circulating sAng-2 and sTie-2 in AML patients. Modulation of the angiopoietin / Tie-2 axis may be a promising approach to improve the outcome in those patients.

CASE REPORT
10.Acquired pure megakaryocytic aplasia successfully treated with cyclosporine
Halima El Omri, Firyal Ibrahim, Ruba Yasin Taha, Riham Hassan Negm, Aisha Al Khinji, Mohammed Yassin, Ibrahim Al Hijji, Hanadi El Ayoubi, Hussein Baden
doi: 10.5152/tjh.2010.51  Pages 289 - 293 (2967 accesses)
Kazanılmış saf megakaryositik aplazi, kemik iliğinde namevcut ya da anlamlı ölçüde azaltılmış megakaryosit içeren trombositopeni ile karakterize, nadir hematolojik bir hastalıktır. Kazanılmış saf megakaryositik aplazi teşhisi konmuş, prednizon ve intravenöz immunoglobulin ile tedavisi başarısız olmuş ve siklosporin ile başarılı biçimde tedavi edilerek 90 gün sonra tam remisyona ulaşan ve ondan sonra platelet sayımı normalleşen 25 yaşında erkek bir olgunun raporu sunulmuştur.
Acquired pure megakaryocytic aplasia is a rare hematological disorder characterized by thrombocytopenia with absent or markedly reduced megakaryocytes in the bone marrow. We report a case of a 25-year-old male diagnosed as acquired pure megakaryocytic aplasia. Treatment with prednisone and intravenous immunoglobulin failed, but he was successfully treated with cyclosporine, with complete remission after 90 days and normal platelet count maintained thereafter.

11.Syngeneic peripheral blood stem cell transplantation with immunosuppression for hepatitis-associated severe aplastic anemia
Aleksandar Savic, Bela Balint, Ivana Urosevic, Nebojsa Rajic, Milena Todorovic, Ivanka Percic, Stevan Popovic
doi: 10.5152/tjh.2010.52  Pages 294 - 298 (1937 accesses)
Hepatite bağlı aplastik anemi, tüm aplastik anemi olgularının %10’undan daha az bir oranda meydana gelir. Şiddetli aplastik anemili hastalarda singeneik kemik iliği transplantasyonu nadir olup, genellikle hibritleşmeyi sağlamak için nakil öncesi şartlandırma gerektirmektedir. Transplantasyondan önce, trakea enflamasyonu da dahil olmak üzere şiddetli enfeksiyonlar geçiren hepatite bağlı şiddetli aplastik anemili 29 yaşında erkek bir hastaya ilişkin bir rapor sunulmuştur. Bronkoskopiyi takiben gelişen yaşamı tehdit eden kanama, aktive edilmiş rekombinant faktör VII ve platelet transfüzyonlarıyla başarılı şekilde tedavi edilmiştir. Yüksek doz nakil öncesi şartlandırma olmaksızın, antitimosit globulin ve siklosporin A ile immunosüpresif tedavi yöntemiyle singeneik periferik kan kök hücre transplantasyonu gerçekleştirilmiş ve ardından tam hematolojik ve hepatik iyileşme gözlenmiştir.
Hepatitis-associated aplastic anemia occurs in up to 10% of all aplastic anemia cases. Syngeneic bone marrow transplantation is rare in patients with severe aplastic anemia and usually requires pre-transplant conditioning to provide engraftment. We report on a 29-year-old male patient with hepatitis-associated severe aplastic anemia who had a series of severe infectious conditions before transplantation, including tracheal inflammation. Life-threatening bleeding, which developed after bronchoscopy, was successfully treated with activated recombinant factor VII and platelet transfusions. Syngeneic peripheral blood stem cell transplantation using immunosuppressive treatment with antithymocyte globulin and cyclosporin A without high-dose pre-transplant conditioning was performed, followed by complete hematologic and hepatic recovery.

12.A case of acute lymphoblastic leukemia with additional chromosomes X and 5 associated with a Philadelphia chromosome in the bone marrow
Burak Durmaz, Asude Alpman Durmaz, Emin Karaca, Güray Saydam, Özgür Çoğulu, Ferda Özkınay
doi: 10.5152/tjh.2010.53  Pages 299 - 302 (2031 accesses)
Bu makalede, kemik iliğinde çok nadir bir kromozom yapısı olan 48,XY,+X,+5,t(9;22)(q34;q11)’e sahip bir olgu sunulmaktadır. Ekstra kromozom 5 ve X’e ilave olarak Philadelphia kromozomunu taşıyan bir olguya literatürde rastlanmamıştır. Hastamızın lenfositlerden elde edilen karyotipi normal olarak değerlendirilmiş olup, Klinefelter Sendromu kliniği bulunmamaktaydı. IDA-FLAG tedavisi sonucunda tam remisyon sağlandı. Trizomi 5 veya diğer kromozomal anöploidilerin lökomogenez üzerindeki rolü net değildir. Karyotipte saptanmış olan bölgelerdeki genler ve ürünlerinin yapılacak çalışmalarla incelenmesi, ilaca dirençli akut lenfoblastik lösemiyi anlamamızda ve bu hastaların hedefe özgün tedavi seçeneklerinde yardımcı olabilecektir.
We report herein a very rare case of acute lymphoblastic leukemia having a chromosomal constitution of 48,XY,+X,+5,t(9;22)(q34;q11) in the bone marrow. A patient with additional chromosomes X and 5 with a Philadelphia chromosome has not been reported previously. However, no abnormal karyotype was obtained from the lymphocytes in our patient, and he did not have the characteristics of Klinefelter syndrome. He achieved a complete remission with IDA-FLAG and dasatinib therapy. The mechanism of trisomy 5 or any other chromosomal aneuploidy in the pathogenesis of leukemogenesis remains unclear. Further studies involving the genes affected by this karyotype and their products may lead to strategies to further increase the understanding of drug-resistant acute lymphoblastic leukemia and may represent the next frontier in the targeted therapy of those patients.

13.Niemann - Pick disease associated with hemophagocytic syndrome
Serap Karaman, Nafiye Urgancı, Günsel Kutluk, Feyzullah Çetinkaya
doi: 10.5152/tjh.2010.54  Pages 303 - 307 (2170 accesses)
Hemofagositik lenfohistiositoz (HLH), lenforetiküler dokudaki makrofajların kan hücrelerini fagosite etmesiyle karakterize olan, genetik olarak mutasyonlara bağlı ailevi veya bazı hastalıklara ikincil gelişen bir hastalıktır. Nieman-Pick hastalığı ise bir lipid depo hastalığı olup son derece nadir görülmektedir. Üç aylık kız hasta yüksek ateş (39°C), karın şişliği ve solukluk nedeni ile başvurdu. Ebeveynler arasında ikinci derecede akrabalık vardı. Karaciğer 10 cm, dalak 11 cm ele geliyordu. Hastada bisitopeni (Hb: 5,5 gr/dl, trombosit: 77000/mm3), hipertrigliseridemi (351 mg/dl), hiperferritinemi (>1500 ng/dl), hipofibrinojenemi (120 mg/dl) tesbit edildi. Kemik iliği aspirasyonunda köpük hücresi, makrofajlar ve Niemann-Pick hücreleri tarafından yapılan hemofagositoz görüldü. Lizozomal sfingomyelinaz aktivitesi 0.24 nmol/hr/mg/ptn (normal: 0.86-2.8) bulundu. Hastadaki HLH’nin primer veya sekonder olduğu, ailenin tetkiki kabul etmemesi nedeni ile incelenemedi. Olgumuz literatürde Niemann-Pick ile birlikte HLH’nin saptandığı ilk vakadır ve Niemann-Pick hücresinin de hemofagositoz yaptığı ilk kez gösterilmiştir.
Hemophagocytic lymphohistiocytosis (HLH) is a disease characterized by phagocytosis of blood cells by macrophages within the lymphoreticular tissue. It can develop secondary to some diseases or be familial as a result of genetic mutations. Niemann-Pick disease (NPD) is a very rare lipid storage disease. A three-month-old girl presented with high fever (39°C), abdominal distension and paleness. The parents were consanguineous. The liver and spleen were palpable 10 cm and 11 cm below the costal margins, respectively. Bicytopenia (Hb: 5.5 g/dl, platelet: 77000/mm3), hypertriglyceridemia (351 mg/dl), hyperferritinemia (>1500 ng/dl) and hypofibrinogenemia (120 mg/dl) were detected. Bone marrow aspiration demonstrated foam cells and hemophagocytosis by macrophages and Niemann-Pick cells. Lysosomal sphingomyelinase activity was 0.24 nmol/h/mg/protein (normal: 0.86-2.8). Due to the parents’ refusal of further evaluation, the nature of HLH as primary or secondary could not be determined. To the best of our knowledge, this is the first case of NPD associated with HLH and the first demonstration of hemophagocytosis by Niemann-Pick cells.

14.Autoimmune hemolytic anemia and giant cell hepatitis: Report of three infants
Şule Ünal, Barış Kuşkonmaz, Necati Balamtekin, Gökhan Baysoy, Selin Aytaç Elmas, Diclehan Orhan, Gülsev Kale, Aysel Yüce, Figen Gürakan, Fatma Gümrük, Mualla Çetin
doi: 10.5152/tjh.2010.55  Pages 308 - 313 (2427 accesses)
Direk Coombs’ testi pozitif hemolitik anemi ve dev hücreli hepatit birlikteliği çocukluk çağında patogenezi tam olarak aydınlatılmamış nadir bir durumdur. Bu hastaların bir kısmının immünosupresif tedaviye cevap veriyor olması otoimmün aktivasyon ya da kendi antijenlerine karşı tolerans kaybının patogenezde sorumlu olabileceğini düşündürmektedir. Bu makalede bu nadir duruma sahip üç hastanın başvuru özellikleri ve takibi sunulmuştur. Başvuru anındaki serum ferritin değerinin hastanın prognozunu belirlemede kullanılabileceği önerilmiştir.
Giant cell hepatitis associated with direct Coombs’ test-positive hemolytic anemia is a rare condition of childhood and the pathogenesis remains unclear. An autoimmune activation and loss of self-tolerance in these patients may be the underlying pathology related to the response of some of the patients to immunosuppressive treatment. Herein, we report the clinical presentation and course of three consecutive patients with this rare condition. We conclude that serum ferritin at diagnosis may be used for prediction of the outcome.

LETTER TO EDITOR
15.Mega-dose methylprednisolone (MDMP) for chronic idiopathic myelofibrosis
Şinasi Özsoylu
doi: 10.5152/tjh.2010.56  Pages 314 - 315 (1900 accesses)
Abstract | Full Text PDF

16.Pancreatitis in a child with acute lymphoblastic leukemia after Erwinia asparaginase: Evaluation of ultrasonography and computerized tomography as diagnostic tools
Fatih Mehmet Azık, Gonca Kılıç
doi: 10.5152/tjh.2010.57  Pages 316 - 317 (1657 accesses)
Abstract | Full Text PDF

17.Thrombosis and risk factors
Nejat Akar
doi: 10.5152/tjh.2010.58  Pages 318 - 319 (1741 accesses)
Abstract | Full Text PDF

18.Laboratory diagnosis of acute leukemia in Iraq, the available options
Abbas Hashim Abdulsalam
doi: 10.5152/tjh.2010.59  Pages 320 - 321 (1955 accesses)
Abstract | Full Text PDF

19.The incidence of alpha-thalassemia in Setif, Algeria
Ayşenur Öztürk, Bakhouche Houcher, Nejat Akar
doi: 10.5152/tjh.2010.60  Pages 322 - 323 (1707 accesses)
Abstract | Full Text PDF

IMAGES IN HEMATOLOGY
20.FDG-PET in mantle cell lymphoma involving skin
Mehmet Sönmez, Ümit Çobanoğlu, Savaş Karyagar, Bircan Sönmez
doi: 10.5152/tjh.2010.39  Pages 324 - 325 (1849 accesses)
Abstract | Full Text PDF

21.Spinal cord involvement of multiple myeloma detected by F-18 FDG PET/CT Scan
İlknur Ak Sivrikoz, Havva Üsküdar Teke, Zafer Gülbaş
doi: 10.5152/tjh.2010.61  Pages 326 - 328 (1761 accesses)
Abstract | Full Text PDF

22.Subject Index

Pages 329 - 332 (1444 accesses)
Abstract | Full Text PDF

23.Author Index

Pages 333 - 334 (1802 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686