ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 24 (1)
Volume: 24  Issue: 1 - 2007
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Clinical research in Turkey
Hamdi Akan
Pages 1 - 3 (7544 accesses)
The History of Clinical Drug Trials in Turkey The history of clinical trials in Turkey dates back to the beginning of the 20th century, but many years had passed with studies done with no compliance to the Good Clinical Practice (GCP) guidelines. This was not due to the lack of legal documents. On the contrary, the first mention of clinical trials in a legal document occurred in 1926; “The Code of Pharmaceutical Products and Preparations No. 1262” law carried the statement: “Experimental drugs can be used in a patient only by his/her permission.”

RESEARCH ARTICLE
2.Seropositivity rates of HBsAg, anti-HCV, anti-HIV and VDRL in blood donors in Eastern Turkey
İmdat Dilek, Cengiz Demir, Ali Bay, Hayrettin Akdeniz, Ahmet Faik Öner
Pages 4 - 7 (4663 accesses)
İnsan bağışıkyetmezlik virusu (HIV), Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin neden oduğu infeksiyonlar halen önde gelen en önemli sağlık problemi olmaya devam etmektedir. HBsAg, anti-HCV, anti-HIV ve VDRL gibi tarama testleri kan ürünleri veya kan transfüzyonlarından önce bakılması zorunlu testlerdir. Bu çalışmada, kan merkezimize 9 yıl içinde başvuran dönorler HBsAg, anti-HCV, anti-HIV ve sifiliz seroprevalansı açısından retrospektif olarak değerlendirildi. HBsAg, anti-HCV, anti-HIV ELİSA mikropartikül sistemi ile incelenirken sifiliz antikorları ise sifiliz test cihazı ile tarandı. Toplam 39.002 kişiden 16.602 (%42)’si kadın ve 22.401 (%58)’i de erkekti. HBsAg, tüm donörlerin %2.55’inde pozitif olarak bulunurken, anti-HCV, anti-HIV ve VDRL pozitifliği sıra ile tüm dönorlerin %0.17, %0.036, %0.057’sinde pozitifti. Sonuç olarak bölgemizde yaşayan donörlerdeki HBsAg, anti-HCV, anti-HIV ve VDRL seropozitifliği Türkiye’de bulunan çoğu bölgelerdekinden daha düşük bulundu. Yine de transfüzyondan kaynaklanan riskleri azaltıp sıfıra indirecek her hangi bir tarama metodu bulunmaması nedeni ile, gereksiz transfüzyonlardan kaçınılmasına ve donör seçiminde daha dikkatli davranılmasına ihtiyaç vardır.
Infections caused by hepatitis B virus (HBV), hepatitis C virus (HCV), and human immunodeficiency viruses (HIV) remain the leading most important health problems worldwide. Screening tests such as HBsAg, anti-HCV, anti-HIV and VDRL are mandatory tests to look at before transfusion of blood or blood components. In this study, donors who applied to our Blood Center in a nine-year period were retrospectively evaluated with respect to HBsAg, anti-HCV, anti-HIV and syphilis seroprevalence. HBsAg, anti-HCV and anti-HIV were examined by microparticle ELISA system, and syphilis antibodies were screened by a syphilis test device. Of the total 39,002 individuals, 16,601 (42%) were females and 22,401 (58%) were males. HBsAg positivity was found in 2.55%, anti-HCV in 0.17%, anti-HIV in 0.036%, and VDRL in 0.057% of overall donors. As a result, HBsAg, anti-HCV, anti-HIV and VDRL seropositivity rates in donors living in our region were found lower than those in many regions of Turkey. Nevertheless, because there is no screening method to reduce the risk resulting from transfusion to zero, it appears that it is essential to adopt strict criteria in the selection of donors and to avoid unnecessary transfusion.

3.Late Endocrine Side Effects in Children with Acute Leukemia
Mustafa Büyükavcı, Nazan Çetingül, Şükran Darcan, Mehmet Kantar, Kaan Kavaklı
Pages 8 - 13 (2405 accesses)
Bu çalışmaya akut lösemi tanısı almış ve en az 5 yıldır remisyonda olan 28 hasta (10 kız, 18 erkek) dahil edildi ve bu olgularda endokrin yan etkiler araştırıldı. Yirmibeş hasta akut lenfoblastik lösemi, 3 hasta akut non-lenfositik lösemi tanısı almıştı. Onaltı çocuğun tedavisinde BFM-90 tadavi protokolü kullanılırken diğerleri farklı tedavi rejimleri aldılar. İki hastaya 12-13 Gy total vücut ışınlaması sonrası kemik iliği transplantasyonu uygulandı. Yirmisekiz hastadan birinde (%3) boy kısalığı, dördünde (%14) obezite mevcuttu. Hastaların ikisinde (%7) gecikmiş puberte, ikisinde glukoz intoleransı, birinde sekonder hipotroidizm ve ikisinde de hipergonadotropik hipogonadizm saptandı. Bir olguda TRH testine abartılı TSH yanıtı, 3 olguda baskılanmış yanıt gözlendi.
This study was carried out in 28 patients (10 female, 18 male) diagnosed with acute leukemia, and aimed to investigate the abnormalities of endocrine system. Twenty-five of 28 patients were acute lymphoblastic leukemia and 3 were acute non-lymphocytic leukemia. Sixteen children were treated using BFM-90 chemotherapy protocol, and the rest with various regimens. Two patients were exposed to 12-13 Gy of total body irradiation followed by bone marrow transplantation. All patients were in remission at least five years. One (3%) of 28 patients had short stature and 4 (14%) had obesity. Pubertal status was retarded in 2 (7%) patients. Glucose intolerance, secondary hypothyroidism and hypergonadotropic hypogonadism were detected in 2, 1 and 2 patients, respectively. TSH response to TRH test was exaggerated in 1 and blunted in 3 patients.

4.T102C polymorphism of the serotonin (5-HT) 2A receptor gene in Turkish children with cerebral infarct
Buket Nebiye Dönmez, Serap Teber, Gülhis Deda, Nejat Akar
Pages 14 - 17 (2034 accesses)
5-HT2A reseptör genindeki T102C polimorfizmi muhtemelen bu reseptörün fonksiyonlarını etkilemektedir. Pediatrik inmede 5-HT2A reseptör genindeki T102C varyantı ile ilgili mevcut bilgi olmadığı için çalışmamızda; bu polimorfizm ile pediatrik inme arasında ilişki olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Serebral inme öyküsü olan 111 çocuk (10 ay-18 yaş) ve 79 sağlıklı kontrol çalışmaya dâhil edildi. 5-HT2A reseptör genindeki T102C değişimi PCR tekniği ile çalışıldı. Sonuç olarak; bu polimorfizm ne tek başına ne de diğer altta yatan protrombotik faktörlerle birlikte değerlendirildiğinde pediatrik inme ile ilişkili bulunmadı, ne var ki bu bilgi daha sonraki çalışmalarla da aydınlatılmalıdır.
Platelet-dependent thromboembolism is an underlying mechanism in the pathogenesis of stroke. 5-HT2A receptor gene is expressed in human platelet, coronary artery (blood vessels) and brain. A polymorphism T102C at the 5-HT2A receptor gene was found that may possibly affect the 5-HT2A receptor function. As there is no existing data on T102C variant of 5-HT2A receptor gene in pediatric stroke, we aimed to study in this case-control study whether there is a association between this polymorphism and pediatric stroke. 111 patients (10 months-18 years old) with cerebral infarct and 79 healthy control was included to our study. Polymerase chain reaction (PCR) of the T102C alteration at the 5-HT 2A receptor gene was performed. Our data revealed that, 5-HT (2A) receptor T102C polymo phism was not associated with pediatric stroke in our population either alone or in combination with underlying pro thrombotic factors. However, this needs to be clarified with further studies.

5.Fibrinogen concentration: A marker of cardiovascular disorders in Nigerians
Olutayo Ifedayo Ajayi, Adekunle Ademola Famodu, Efosa Oviasu
Pages 18 - 22 (2628 accesses)
Fibrinogen, one of the most hemorheologically active plasma proteins, is associated with several cardiovascular risk factors, and the plasma concentration can alter dramatically during acute phase response and in a wide variety of clinical conditions. We have assessed fibrinogen levels in some known cardiovascular disorders, during usage of contraceptive pills, acute phase conditions and pregnancy. Our results from patients with various disease conditions indicate that fibrinogen levels are in the pathological range and are significantly higher than in healthy controls (p<0.001). It is concluded that although Africans have low predisposition to thrombosis, they may well be pre-disposed to abnormal fibrin formation which could lead to various thromboembolic complications.

6.Synergistic effect of imatinib mesylate and fludarabine combination on Philadelphia chromosome-positive chronic myeloid leukemia cell lines
Özden Pişkin, Mehmet Ali Özcan, Güner Hayri Özcan, Halil Ateş, Fatih Demirkan, İnci Alacacıoğlu, Bülent Ündar
Pages 23 - 27 (2619 accesses)
In vitro koşullarda fludarabin içeren kombinasyonların lösemik blastlar üzerinde ve fludarabin ya da kladribinin imatinib mesilat ile kombinasyonlarının KML CFU-GM hücrelerine karşı aditif etkinliğe sahip oldukları gösterilmiştir. Bu gözlemlere dayanarak biz de fludarabin ve imatinib mesilat kombinasyonunun KML blastik faz hücre serileri K562 ve Meg-01 üzerine olan etkinliğini araştırmayı planladık. Proliferasyon ve inhibisyon göstergesi olarak XTT testini kullandık. Elde edilen verilere göre, her ilacın beş farklı etkin konsantrasyonu 25 farklı kombinasyon halinde test edildi. Kombinasyon çalışmalarının sonuçları izobologram ile analiz edildi. İmatinib mesilat ve fludarabinin kombinasyonunun K562 ve Meg-01 hücre serileri için IC20 kombinasyon indeksi değerleri sırası ile sinerjistik ve güçlü sinerjistik, IC50 ve IC75 değerlerinde de güçlü sinerjistik ve sinerjistik etkinliği göstermekte idi. Bu sonuçlar KML blastik fazdaki hastalar için imatinib mesilat ile kombine edilen fludarabin bazlı rejimlerin kullanılabileceğini göstermektedir.
Fludarabine-containing combinations have additive cell killing against leukemic blasts in vitro. It has also been shown that imatinib mesylate combined with fludarabine or cladribine had an additive effect on CML CFU-GM cells. In this regard, we aimed to investigate the effect of fludarabine-imatinib mesylate combination against CML blastic phase cell lines K562 and Meg-01. XTT test was performed for proliferation and inhibition assay. According to obtained data, five different effective concentrations of each drug in 25 different combinations were tested. Results of the combination studies were analyzed with isobologram. At IC20, imatinib mesylate and fludarabine combination showed synergism and strong synergism in K562 and Meg-01 cells, respectively. At IC50 and IC75, combination indexes (CI) indicated strong synergism and synergism. Based on our results, the fludarabine- based chemotherapy regimens can be used for those patients with CML blastic phase in combination with imatinib mesylate.

CASE REPORT
7.A case of Cauda Equina syndrome in a leukemic patient due to intrathecal methotrexate
Elif Birtaş Ateşoğlu, Tülin Fıratlı Tuğlular, Cafer Adıgüzel, Işık Kaygusuz, Figen Noyan, Mustafa Çetiner, Mahmut Bayık
Pages 28 - 31 (2737 accesses)
Lösemiler kendileri direk invazyon yoluyla ya da hematolojik parametrelerde oluşturdukları anomalilerle nörolojik bozukluklara yol açabildikleri gibi, lösemi tedavisinde yer alan santral sinir sistemi (SSS) profilaksi rejimleri de nörotoksisite oluşturabilmektedir. Intratekal kemoterapi, radyoterapi ve yüksek doz Ara-C ya da metotreksat içeren sistemik kemoterapiler SSS tutulumu proflaksisi veya tedavisinde etkindirler. İntratekal (IT) metotreksat tedavisi sonrası menenjial irritasyon bulgularına sık rastlanmakla beraber nadir olarak paralizi veya ensefalopati vakaları da bildirilmiştir. ALL-L1 tanısı konan 24 yaşında bir bayan hastaya Hyper-CVAD (yüksek doz Ara- C ve yüksek doz metotreksat) kemoterapi rejimi uygulanmaya başlandı. Hyper- CVAD kemoterapi rejiminin ikinci kürü sırasında, IT metotreksattan iki gün sonra hastamızda nörojenik mesane ve konstipasyon gelişti. Cauda Equina sendromu tanısı konan hastanın lumbo-sakral MRI görüntülemesinde Kauda Equina bölgesinde opaklaşma olduğu görüldü. Bu sırada yapılan lomber ponksiyon ve serebrospinal sıvı incelemesi ile bu opaklaşmanın lösemik tutuluma bağlı olmadığı kanıtlandı. Literatürde spinal anesteziye sekonder gelişen Cauda Equina sendromu bildirilmiş olsa da, vakamız intratekal metotreksat sonrası görülen ilk Cauda Equina sendromu vakasıdır.
The leukemias may cause neurologic dysfunction through either direct invasion of the nervous system or indirectly through cytopenias, or it may occur as a result of the necessarily vigorous treatment programs for leukemia. We report here a 24-year-old acute lymphoblastic leukemia patient who in her second cycle of hyper-CVAD chem therapy regimen (high-dose Ara-C and high-dose methotrexate) received intrathecal methotrexate and two days afterwards was diagnosed as having Cauda Equina syndrome (CES). A lumbo-sacral MRI imaging with gadolinium was performed and there was a remarkable enhancement in the Cauda Equina region, suggesting either leukemic involvement or a type of neurologic complication associated with intrathecal methotrexate treatment. To rule out leukemic involvement, a lumbar puncture was performed and the CSF was free of leukemic cells. There are cases of CES developing after spinal anesthesia reported in the literature, but this is the first report of CES due to intrathecal methotrexate.

8.Intense myelofibrosis in a child: unusual result of EBV-associated hemophagocytic lymphohistiocytosis
Bülent Karapınar, Deniz Yılmaz, Yeşim Aydınok, Ebru Türkoğlu, Mine Hekimgil, Kaan Kavaklı
Pages 32 - 35 (3443 accesses)
Daha öncesinde sağlıklı olan 12 yaşındaki kız hasta Pediatrik Yoğun Bakım Ünitesine ağır pulmoner kanama ile yatırıldı. Öyküsünde 2 haftadır devam eden yüksek ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, kas ağrıları ve yaygın döküntüsü olduğu tanımlanmaktaydı. Fizik bakıda karaciğer ve dalak büyüklüğü izlendi. Laboratuvar tetkiklerinde yüksek ferritin, trigliserid ve LDH değerleri ile birlikte düşük fibrinojen düzeylerine eşlik eden pansitopeni saptandı. Kemik iliği aspirasyonunda belirrgin hemofagositoz izlendi. Kemik iliği biyopsisi ile hemofagositoz doğrulandı ve yoğun miyelofibrosis saptandı. Serolojik olarak EBV Viral kapsid antijene karşı IgM antikorların pozitifliği gösterildi. Hasta destek tedaviye ve IVIG uygulamalarına yanıt vermeyince 10 gün süreyle HLH 2004 tedavi protokolüne uygun olarak kemoterapi aldı. Hasta uzun süreli mekanik ventilasyon izlemi sonrasında sepsis ve pulmoner kanama tablosunda kaybedildi. Özellikle EBV ilişkili HLH’de nadiren bildirilen ileri derecede kemik iliği myelofibrosisi bu hastadaki ölümcül gidişe katkıda bulunmuştur.
A previously healthy 12-year-old girl was admitted to the intensive care unit with severe pulmonary bleeding. Her history revealed that she had suffered from high fever, fatigue, sore throat, myalgia and generalized rash for two weeks. Physical examination revealed hepatosplenomegaly. Laboratory investigation showed pancytopenia associated with unusual high levels of serum ferritin, triglyceride and lactate dehydrogenase (LDH) and low fibrinogen levels. Apparent hemophagocytosis was seen in bone marrow aspiration. Bone marrow biopsy revealed myelofibrosis, and confirmed hemophagocytosis. IgM for Epstein-Barr virus (EBV) viral capsid antigen was found to be positive. She received chemotherapy for 10 days according to hemophagocytic lymphohistiocytosis (HLH)-2004 treatment protocol, since the symptoms persisted despite supportive therapy and intravenous immunoglobulin (IVIG) administration. However, the clinical status and laboratory findings did not respond to treatment and she died from severe pulmonary bleeding associated with prolonged ventilator support and sepsis. Intense myelofibrosis, which is reported rarely, particularly in patients with EBV-related HLH, contributed to this fatal prognosis.

IMAGES IN HEMATOLOGY
9.Bone marrow necrosis in a patient receiving high dose chemotherapy for ALL
Ahmet İfran, Mükerrem Safalı, Kürşat Kaptan, Cengiz Beyan
Page 36 (1718 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
10.A further case of Hb J-Iran [beta77(EF1)His->Asp] in Muğla, Turkey
Nejat Akar, Ece Akar, Sibel Özdemir
Pages 37 - 38 (2057 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686