ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 31 (2)
Volume: 31  Issue: 2 - 2014
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Recommendations for the Treatment of Invasive Fungal Infections in Hematological Malignancies: A Critical Review of Evidence and Turkish Expert Opinion (TEO-1)
Hamdi Akan, Şeniz Öngören Aydın, Neşe Saltoğlu, Atahan Çağatay, Halis Akalın, Mutlu Arat, Rıdvan Ali, Sevgi Kalayoğlu Beşışık, A. Muzaffer Demir
doi: 10.4274/tjh.2014.0103  Pages 111 - 120 (1267 accesses)
Hematolojik malignitelerde yeni antifungal ajanların invazif fungal infeksiyonların tedavisine sunulması ve tedavi stratejilerindeki değişmeler, bu hastaların tedavisini önemli şekilde etkilemiştir. Tıp literatüründe halen kılavuzlara kaynak olan bazı önemli klinik çalışmalar vardır. Ancak gerek bu çalışmalar gerekse kılavuzların en önemli sorunları günlük tıp pratiğine uyarlamadaki güçlükler, tartışmalı konular içermeleri ve her hasta ya da ülkeye uyarlama güçlüğü olmasıdır. Bu yazıda bu yaklaşımlarla ilgili önemli sorunlar eleştirel bir bakış açısı ile gözden geçirilmiş ve Türkiyede doktorların günlük tıp pratiklerine uyarlamaları konusunda bilgiler verilmiştir.
The introduction of novel antifungal agents for the treatment of invasive fungal disease in hematological malignancies and also changing treatment strategies have had a great impact in managing affected patients. The medical literature includes some important clinical studies that are being used as evidence for guidelines. The problem with these studies and the guidelines is that they are not very easy to interpret, they include controversial issues, and they are not easy to apply to every patient or country. This paper was designed to critically show the main problems associated with these approaches and provide important information that will help Turkish doctors to adopt them in daily clinical practice.

RESEARCH ARTICLE
2.sEPCR Levels in Chronic Myeloproliferative Diseases and Their Association with Thromboembolic Events: A Case-Control Study
Figen Atalay, Selami Koçak Toprak, Ebru Koca, Sema Karakuş
doi: 10.4274/tjh.2012.0150  Pages 121 - 127 (1033 accesses)
AMAÇ: Esansiyel trombositemi (ET) ve polisitemi vera (PV)’nin klinik seyrinde venöz, arteriyel ve mikrosirkülatuar trombotik olaylara sık olarak rastlanmaktadır. Biz, tromboembolik olay öyküsü olan ve olmayan hastalardaki çözünür endotelyal protein C reseptörü (sEPCR) düzeyleri açısından bir fark olup olmadığını araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya polisitemia vera (12) ve esansiyel trombositozu (13) toplam 25 hasta ile kontrol grubunu oluşturmak üzere 29 sağlıklı kişi alındı. Her iki grupta da, protein C, S, antitrombin ve sEPCR ile düzeyleri ile trombinantitrombin kompleks (TAT), protrombin fragmanı 1+2 ve D-Dimer plazma konsantrasyonları ölçülmüştür.
BULGULAR: Tromboembolik atak öyküsü olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında sEPCR, D-dimer, TAT, protrombin fragman 1 +2 (F1+2) ve hematokrit düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (sırasıyla p=0,318; 0,722; 0,743; 0,324; 0,065).
SONUÇ: sEPCR, TAT, F1+2 ve D-Dimer gibi pıhtılaşma aktivasyonunu yansıtan parametrelerinde anlamlı artış görülmesi, parametrelerde literatür ile uyumlu olarark kontrol grubuna göre anlamlı artış gösterilmiş olması ET ve PV hastalarında tromboza eğilim oluşturan bazal bir durumun varlığına işaret etmektedir.
OBJECTIVE: Venous, arterial, and microcirculatory events are frequently encountered in the clinical course of essential thrombocytosis and polycythemia vera. We aimed to investigate the levels of soluble endothelial protein C receptor (sEPCR) in myeloproliferative diseases to see whether there was a difference between the patients with and without history of thromboembolism.
METHODS: The study included patients with polycythemia vera (n=12), patients with essential thrombocytosis (n=13), and controls (n=29). In all groups, we measured proteins C and S, antithrombin and sEPCR levels, and plasma concentrations of thrombin-antithrombin complex, prothrombin fragments 1+2, and D-dimer.
RESULTS: Comparing the patients with and without history of thromboembolic attack, statistically significant differences were not observed in terms of sEPCR, D-dimer, thrombin-antithrombin complex, prothrombin fragments 1+2, and hematocrit levels (p=0.318, 0.722, 0.743, 0.324, and 0.065, respectively).
CONCLUSION: Significant increase in the parameters that reflect activation of coagulation, such as sEPCR, thrombinantithrombin complex, prothrombin fragments 1+2, and D-dimer, reflects the presence of a basal condition that leads to a tendency toward thrombosis development in ET and PV when compared to healthy controls.

3.Prognostic Significance of the Lymphoblastic Leukemia-Derived Sequence 1 (LYL1) Gene Expression in Egyptian Patients with Acute Myeloid Leukemia
Nadia El Menshawy, Doaa Shahin, Hayam Fathi Ghazi
doi: 10.4274/tjh.2012.0063  Pages 128 - 135 (891 accesses)
AMAÇ: Lenfoid malignitelerdeki genetik değişikliğin en sık hedefi transkripsiyon faktör genlerindeki anormal aktivasyondur. Lenfoblastik Lösemi Kökenli Dizi 1 (LYL1) temel bir sarmal-ilmek-sarmal proteini kodlar ve ilk olarak T-hücreli akut lösemili bir insanda tespit edilmiştir. Son yapılan çalışmalar miyeloid malignitelerle olan ilişkisini göstermektedir. Bu çalışmada yüksek riskli birincil ve ikincil akut miyeloid lösemi hastalarında LYL1 onkogeninin ifade edilme yüzdesi ve bunun prognoza olan etkisini göstermeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmamıza; miyelodisplastik sendromdan (MDS) dönüşmüş veya de novo akut miyeloid lösemili veya akselere/blastik evrede kronik miyeloid lösemili (KML) olmak üzere toplam 39 hasta ve kontrol amaçlı 10 sağlıklı kişi dahil edilmiştir. LYL1 gen ifadesi kantitatif gerçek-zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu kullanılarak ölçüldü.
BULGULAR: LYL1 gen ifadesinin kontrollere göre en az 2 kat arttığı görüldü. En yüksek LYL1 gen ifade oranları MDS’den akut lösemiye dönüşen olgularda gözlendi (7,3±3,1; p=0,0011). LYL1 gen ifade oranları akut miyeloid lösemi, KML blastik kriz ve MDS hastalarında sırasıyla %68,2, %75 ve %77,8 bulundu. LYL1 aşırı gen ifadesi ile Fransız-Amerikan-İngiliz (FAB) sınıflaması bazı alt tipleri arasında anlamlı korelasyon bulundu. Literatürde ilk kez, tanı anındaki kan sayımı ve LYL1 gen ifadesi ile lökosit sayısı, hemoglobin düzeyi ve trombosit sayısı arasında anlamlı korelasyon bulunmuştur (sırasıyla, p=0,023, 0,002, ve 0,031). Yüksek LYL1 ifadesinin saptandığı olgularda tam yanıt oranının düşük ve relaps riskinin artmış saptanması, artmış gen ifadesinin olumsuz prognostik özellikte olduğunu düşündürmektedir.
SONUÇ: LYL1 aşırı ifadesi akut miyeloid lösemi ile yüksek derecede bağlantılıdır. Olumsuz prognostik özellik gösteren MDS hastalarında aşırı LYL1 gen ifadesinin indüksiyon tedavisine ilişkili olduğu görülmektedir. Bu gözlemler transkripsiyon faktörleri ile ilişkili sarmal-ilmek-sarmal yapısındaki proteinlerin birer terapötik hedef olarak gelec vaad ettiğini ve AML, MDS ve blastik krizdeki KML hastalarında prognozu olumlu etkileyebileceğini düşündürmektedir.
OBJECTIVE: Aberrant activation of transcription factor genes is the most frequent target of genetic alteration in lymphoid malignancies. The lymphoblastic leukemia-derived sequence 1 (LYL1) gene, which encodes a basic helix-loop helix, was first identified with human T-cell acute leukemia. Recent studies suggest its involvement in myeloid malignancies. We aimed to study the expression percent of oncogene LYL1 in primary and secondary high-risk myeloid leukemia and the impact on prognostic significance in those patients.
METHODS: Using quantitative real-time polymerase chain reaction for detection of LYL1 oncogenes, our study was carried out on 39 myeloid leukemia patients including de novo cases, myelodysplastic syndrome (MDS) with transformation, and chronic myelogenous leukemia (CML) in accelerated and blast crisis, in addition to 10 healthy individuals as the reference control.
RESULTS: LYL1 expression was increased at least 2 times compared to the controls. The highest expression of this transcription factor was observed in the MDS cases transformed to acute leukemia at 7.3±3.1, p=0.0011. LYL1 expression was found in 68.2%, 75%, and 77.8% of cases of acute myeloid leukemia, CML crisis, and MDS, respectively. Significant correlation of LYL1 overexpression with some subtypes of French-American-British classification was found. There was, for the first time, significant correlation between the blood count at diagnosis and LYL1 expression (p=0.023, 0.002, and 0.031 for white blood cells, hemoglobin, and platelets, respectively). The rate of complete remission was lower with very high levels of LYL1 expression and the risk of relapse increased with higher levels of LYL1 expression, suggesting an unfavorable prognosis for cases with enhanced expression.
CONCLUSION: Overexpression of LYL1 is highly associated with acute myeloid leukemia and shows more expression in MDS with unfavorable prognosis in response to induction chemotherapy. These observations could signal a promising tool for a therapeutic target to basic helix–loop helix protein related to transcription factors, which may improve patient outcome in acute myeloid leukemia, MDS, and CML in blast crisis.

4.Local Renin-Angiotensin System in Normal Hematopoietic and Multiple Myeloma-Related Progenitor Cells
Burak Uz, Suzin Çatal Tatonyan, Müge Sayitoğlu, Yücel Erbilgin, Özden Hatırnaz, Salih Aksu, Yahya Büyükaşık, Nilgün Sayınalp, Hakan Göker, Osman İ. Özcebe, Uğur Özbek, İbrahim C. Haznedaroğlu
doi: 10.4274/tjh.2013.0011  Pages 136 - 142 (999 accesses)
AMAÇ: Lokal renin-anjiotensin sisteminin (RAS) primitif hematopoezde önemli fonksiyonlara sahip olması, lokal otokrin kemik iliği (Kİ) RAS’ının da neoplastik hematopoezde aktif olabileceği hipotezini desteklemektedir. Bu çalışmanın amacı normal CD34+ hematopoetik kök hücreler ve multipl miyelom (MM) ilişkili progenitor hücrelerde kritik RAS elemanlarını araştırmaktır.
YÖNTEMLER: Çalışma grupları; hematolojik açıdan normal insanların toplam Kİ hücreleri (CBM) (n=10), allojeneik periferik kök hücre transplantasyonu için sağlıklı donörlerin CD34+ kök hücre örnekleri (CD34+CBM) (n=9), ve otolog periferik kök hücre transplantasyonu uygulanan MM hastalarının CD34+ kök hücre örnekleri (CD34+MM) (n=9) tarafından oluşturuldu. Bu örneklerde ana RAS elemanlarının gen ekspresyonları qRT-PCR yöntemiyle araştırıldı.
BULGULAR: CBM grubunun RENIN, anjiotensinojen (ANGTS), ve anjiotensin dönüştürücü enzim-I (ACE I) mRNA ekspresyon düzeyleri miyelom hastalarından anlamlı olarak yüksek idi (sırasıyla, p=0,03, p=0,002, ve p=0,0008). Sağlıklı allojeneik donörlerin CD34+ kök hücre örneklerindeki RENIN ve ANGTS mRNA ekspresyon düzeyleri myelom hastalarının kök hücre örneklerinden anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,001 and p=0,01). Bununla birlikte, CD34+CBM ve CD34+MM hematopoetik hücrelerde ACE I ekspresyon düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmedi (p=0,89).
SONUÇ: Lokal RAS elemanları, CBM ve CD34+CBM hematopoetik hücrelerinden daha az olmak kaydıyla, CD34+MM hematopoetik hücrelerinden de eksprese edilmektedir. Bu nokta MM’nin immünobiyolojisine odaklanmada ve transplantasyon tedavi protokollerinin oluşturulması sırasında otolog hücrelerin hazırlanmasında akılda tutulmalıdır.
OBJECTIVE: The prominent functions of the local renin-angiotensin system (RAS) in primitive hematopoiesis further support the hypothesis that local autocrine bone marrow RAS could also be active in neoplastic hematopoiesis. The aim of this study is to examine critical RAS elements in normal CD34+ hematopoietic stem cells and multiple myeloma (MM)-related progenitor cells.
METHODS: The study group comprised the total bone marrow cells (CBM) of 10 hematologically normal people, the CD34+ stem cell samples (CD34+CBM) of 9 healthy donors for allogeneic peripheral stem cell transplantation, and the CD34+ stem cell samples (CD34+MM) of 9 MM patients undergoing autologous peripheral stem cell transplantation. We searched for the gene expression of the major RAS components in healthy hematopoietic cells and myeloma cells by quantitative real-time polymerase chain reaction analysis.
RESULTS: RENIN, angiotensinogen (ANGTS), and angiotensin converting enzyme-I (ACE I) mRNA expression levels of CBM were significantly higher than those in myeloma patients (p=0.03, p=0.002, and p=0.0008, respectively). Moreover, RENIN and ANGTS mRNA expression levels were significantly higher in CD34+ stem cell samples of healthy allogeneic donors compared to those in myeloma patients (p=0.001 and p=0.01). However, ACE I expression levels were similar in CD34+CBM and CD34+MM hematopoietic cells (p=0.89).
CONCLUSION: Although found to be lower than in the CBM and CD34+CBM hematopoietic cells, the local RAS components were also expressed in CD34+MM hematopoietic cells. This point should be kept in mind while focusing on the immunobiology of MM and the processing of autologous cells during the formation of transplantation treatment protocols.

5.Wilms Tumor 1 Gene Mutations in Patients with Cytogenetically Normal Acute Myeloid Leukemia
Salah Aref, Solafa El Sharawy, Mohamed Sabry, Emad Azmy, Dalia Abdel Raouf, Nadia El Menshawy
doi: 10.4274/tjh.2012.0210  Pages 143 - 148 (1319 accesses)
AMAÇ: Bu çalışma sitogenetiği normal akut miyeloid lösemi (SN-AML) tanısı olan Mısırlı hastalarda Wilms tümör 1 (WT1) mutasyonlarının prognoz üzerine etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEMLER: İki yüz üç yeni tanılı AML hastası arasından yaşları 21 ile 74 arasında değişen 82 SN-AML hastasına ait örneklerde exon 1, 2, 3, 7, 8 ve 9 WT1’e ait mutasyonlar açısından yüksek çözünürlüklü kapiller elektroforez kullanılarak tarandı.
BULGULAR: Seksen iki hastanın 11’i (%13,41) WT1 mutasyonlarını taşımaktaydı. Mutasyonlar exon 7 (n=7), exon 9 (n=2), exon 8 (n=1) ve exon 3’te (n=1) tespit edildi, ancak exon 1 veya 2’de tespit edilmedi. WT1 mutasyonunu taşıyanlar ile taşımayanlar arasında yaş, cinsiyet, French-American-British (FAB) alt tipleri ve indüksiyon tedavisindeki başarı açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p=0.966; 2%8.6 vs. %29.3). WT1 mutasyonu olan hastalarda genel sağkalım mutasyonu olmayanlara göre daha düşük bulundu (HR=1.38; %95 CI 4.79-6.86; p=0.004).
SONUÇ: WT1 mutasyonu olan SN-AML hastalarında klinik gidiş kötüdür. SN-AML hastalarında tanı anında daha iyi bir risk sınıflaması yapmak için WT1 mutasyonlarının moleküler testlerle araştırılmasını önermekteyiz.
OBJECTIVE: This study aimed to assess the prognostic impact of Wilms tumor 1 (WT1) mutations in cytogenetically normal acute myeloid leukemia (CN-AML) among Egyptian patients.
METHODS: Exons 1, 2, 3, 7, 8, and 9 of WT1 were screened for mutations in samples from 82 CNAML patients out of 203 newly diagnosed AML patients, of age ranging from 21 to 74 years, using high-resolution capillary electrophoresis.
RESULTS: Eleven patients out of 82 (13.41%) harbored WT1 mutations. Mutations were detected in exon 7 (n=7), exon 9 (n=2), exon 8 (n=1), and exon 3 (n=1), but not in exons 1 or 2. There was no statistically significant difference between the WT1 mutants and wild types as regards age, sex, French-American-British subtypes, and the prevalence of success of induction remission therapy (p=0.966; 28.6% vs. 29.3%). Patients with WT1 mutations had overall survival lower than patients with the wild type (HR=1.38; 95% CI 4.79-6.86; p=0.004).
CONCLUSION: CN-AML patients with WT1 mutations have poor clinical outcome. We recommend molecular testing for WT1 mutations in patients with CN-AML at diagnosis in order to improve risk stratification of those patients.

6.Assessment of Cytokine Expression Profile in Acute Myeloid Leukemia Patients Before and After Chemotherapy
Zargham Sepehrizadeh, Mohammad Mohammadi, Amirhossein Emami, Mojtaba Tabatabaei Yazdi, Saeed Hashemi Bozchlou, Mohammad Reza Khorramizadeh, Mina Bahrololoumi Shapourabadi, Elham Jaberi, Naghmeh Rajaei, Neda Setayesh
doi: 10.4274/tjh.2012.0164  Pages 149 - 154 (1011 accesses)
AMAÇ: Kanser tedavisinin en önemli hedeflerinden bir tanesi de kemoterapi protokollerinin monitörizasyonudur. Niceliksel ve karşılaştırılabilir sitokin ekspresyon profili, akut myeloid lösemi (AML) gibi hızlı ilerleyen ve ölümcül kanserlerde biyobelirteç olarak kullanılmaya uygun görünmektedir. Bu çalışmada, sitokinlerin AML’deki kan hücrelerinin çoğalma ve olgunlaşması üzerine olası etkilerinin değerlendirilmesi ve daha da ötesi doğrulanması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Hastanede yatan 46 AML hastasında, kemoterapi öncesi, sonrası ve granülosit koloni sitimüle edici faktör (G-CSF) uygulaması sonrası olacak şekilde, niceliksel karşılaştırmalı RT-PCR yöntemi ile IL-1β, IL-10, IL-8, TNF-α ve IFN-γ’nin gen ekspresyon düzeyleri analiz edildi.
BULGULAR: Sonuçlarımız, TNF-α gen ekspresyon düzeyinin her üç durumda da sabit kalmasına karşın, IL-1β, IL-8 ve IL-10 ekspresyon düzeylerinin kemoterapi uygulamasından sonra düşerken, G-CSF tedavisinin ardından ise yükseldiğini ortaya koydu. Diğer yandan; IFN-γ ekspresyon düzeyleri ise, kemoterapiden sonra yükselip, G-CSF tedavisinin ardından düşerek tamamen farklı bir paterne sahip olduğunu gösterdi.
SONUÇ: Birlikte ele alındığında, AML tedavisinin monitörizasyonunda sitokin ekspresyon analizinin yararlı bir biyobelirteç olduğu düşüncesi bu çalışma sonuçları ile destek bulmuştur. Bununla birlikte, gelecek epidemiyolojik moleküler çalışmaların çok daha fazla kanser takip biyobelirtecinin belirlenmesinde yol gösterici olacağı aşikardır.
OBJECTIVE: One of the major goals of cancer treatment is the monitoring of chemotherapeutic protocols. Quantitative and comparative cytokine expression profiling could be reliable to be used for biomarkers in deadly and fast-growing cancers such as acute myeloid leukemia (AML). The present study aims to assess and further validate cytokines with probable effects on proliferation and maturation of blood cells in AML.
METHODS: Gene expression levels of IL-1β, IL-10, IL-8, TNF-α, and IFN-γ were analyzed before and after chemotherapy and after granulocyte colony-stimulating factor (G-CSF) therapy in 46 AML patients by an in-house quantitative comparative RT-PCR method.
RESULTS: Our findings indicated that although the gene expression level of TNF-α was almost constant in all 3 samples, IL-1β, IL-8, and IL-10 expression levels showed a decrease after chemotherapy and an increase after G-CSF therapy. On the other hand, the expression level of IFN-γ had a different pattern with an increase after chemotherapy and a decrease after G-CSF therapy.
CONCLUSION: Taken together, the results of this study are in support of the idea that the analyzed cytokines could be useful biomarkers for AML treatment monitoring. However, further molecular epidemiological investigations are suggested to elaborate more cancer monitoring biomarkers.

7.Investigation of Epstein-Barr Virus and Parvovirus B19 DNA in Allogeneic Stem Cell Transplant Patients
Altay Atalay, Selma Gökahmetoğlu, Süleyman Durmaz, İdris Kandemir, Derya Sağlam, Leylagül Kaynar, Bülent Eser, Mustafa Çetin, Hüseyin Kılıç
doi: 10.4274/tjh.2012.0042  Pages 155 - 160 (1021 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmada, 2009-2010 yılları arasında allojenik kök hücre transplantasyonu (AKHT) yapılan hastalarda transplantasyon sonrası EBV ve parvovirus B19 DNA araştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Bu çalışmaya Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji- Onkoloji Bilim Dalı’nda Nisan 2009-Kasım 2010 tarihleri arasında AKHT yapılmış 45 erişkin hasta dahil edildi. Hastaların transplantasyon sonrası 1-6. aylar arasında alınan toplam 135 plazma örneğinde EBV ve parvovirus B19 DNA varlığı gerçek zamanlı PCR yöntemi ile araştırıldı. Hastalara ait transplantasyon öncesi EBV ve parvovirus B19 serolojik göstergeleri hasta dosyalarından temin edildi.
BULGULAR: AKHT öncesi serolojik göstergelerde, 45 hastanın 32’sinde (%71,1) EBNA-1 IgG (+), VCA IgM (-) ve VCA IgG (+) idi. İki hastada (%4,45) EBNA-1 IgG (+), VCA IgM (-) ve VCA IgG (-), bir hastada (%2,2) EBNA-1 IgG (-), VCA IgM (-) ve VCA IgG (+) ve 2 (%4,45) hastada tüm serolojik göstergeler negatifti. Transplantasyon sonrası düşük EBV DNA pozitifliği (<600 kopya/mL) 4 (%8,9) hastada saptandı, bu hastaların hepsinde VCA IgM negatif, VCA IgG pozitif bulundu. Düşük viral yüke rağmen bu hastalarda EBV ilişkili semptom görülmemiş ve PTLD gelişmemiştir. Kırk beş hastanın 44’ünde (%97,7) parvovirus B19 IgM negatif, IgG pozitif iken sadece bir hastada (%2,3) parvovirus B19 IgM pozitif, IgG negatifti. Kırk beş hastadan elde edilen örneklerin hiçbirinde parvovirus B19 DNA saptanmadı.
SONUÇ: Bu çalışmada AKHT hastalarında EBV ve parvovirus B19 DNA araştırıldı. Hastaların hiçbirinde PTLD gelişmezken parvovirus B19 DNA pozitifliği de saptanmadı. Ancak bu konunun aydınlatılmasında daha geniş hasta serileri ile yapılan, prospektif, çok merkezli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
OBJECTIVE: We aimed to investigate posttransplant Epstein-Barr virus (EBV) and parvovirus B19 DNA in allogeneic stem cell transplant patients between 2009 and 2010.
METHODS: Forty-five adult patients in whom allogeneic stem cell transplantation was performed between April 2009 and November 2010 in the Erciyes University Faculty of Medicine, Department of Internal Medicine, Division of Hematology and Oncology, were included in the study. EBV and parvovirus B19 DNA positivity was investigated by using realtime polymerase chain reaction technique in 135 plasma samples obtained after transplantation at between 1 and 6 months. Pretransplant serological markers of EBV and parvovirus B19 were provided from patient files.
RESULTS: In 32 (71.1%) of the patients, EBV antibodies in the pretransplantation period were as follows: anti-EBNA-1 IgG (+), VCA IgM (-), and VCA IgG (+). In 2 patients (4.45%), these antibodies were as follows: anti-EBNA-1 IgG (+), VCA IgM (-), and VCA IgG (-). In 1 patient (2.2%), they were as follows: anti-EBNA-1 IgG (-), VCA IgM (-), and VCA IgG (+). EBV serological markers were negative in 2 (2.2%) out of 45 patients before transplantation. There was low DNA positivity (<600 copies/mL) in 4 patients (8.9%), and VCA IgM was negative and VCA IgG was positive in these same 4 patients. In spite of low viral load, there were no symptoms related to EBV, and posttransplant lymphoproliferative disorder (PTLD) did not occur. While in 44 (99.7%) of 45 patients parvovirus B19 IgM was negative and IgG was positive, parvovirus B19 IgM was positive and IgG was negative in 1 (2.3%) patient. Parvovirus B19 DNA was not identified in any of the samples obtained from these 45 patients.
CONCLUSION: In this study, EBV and parvovirus B19 DNA were investigated in allogeneic stem cell transplant patients. None of the patients developed PTLD and parvovirus B19 DNA positivity was not detected. However, this issue needs to be further evaluated in prospective, multicenter studies with larger series of patients.

8.Determination of Rate and Causes of Wastage of Blood and Blood Products in Iranian Hospitals
Rafat Mohebbi Far, Fatemeh Samiee Rad, Zahra Abdolazimi, Mohamad Mehdi Daneshi Kohan
doi: 10.4274/tjh.2012.0105  Pages 161 - 167 (1590 accesses)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Qazvin hastanelerinde kan ve kan ürünleri (eritrosit süspansiyonu, plazma, trombosit ve kriyopresipitat) israfının oran ve nedenlerinin belirlenmesiydi.
YÖNTEMLER: Bu çalışma, 5 eğitim hastanesi, 2 sosyal yardım hastanesi, 3 özel hastane, 1 hayır kurumu hastanesi ve 1 askeri hastaneyi içerecek şekilde Qazvin’in tüm hastanelerinde yürütüldü. Çalışmada, Qazvin sınırları dahilindeki hastanelerin kan bankalarından elde edilen veriler temel alındı. Araştırma materyali, iki bölümden oluşan bir anket formuydu. İlk bölüm, hastanelerin demografik özellikleriyle alakalıyken, diğer bölümde ise hastanelerde israf edilen kan ve kan ürünleri hakkında aydınlatıcı bilgiler irdelenmekteydi. Elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistiki yöntem ve SPSS 11.5 kullanılarak analiz edildi.
BULGULAR: Kan israfı, son kullanma tarihinin dolması, cerrahi ya da diğer kliniklerden istem yapılmasına karşın kullanılmaması, raf ömrünün dolması, hemoliz ve çeşitli başka nedenler dahil olmak üzere pek çok nedenden ötürü olabilmektedir. Verilere göre, israf edilen eritrosit süspansiyonlarının %77,9’u son kullanma tarihinin geçmesi nedeniyle kullanılamamıştır. Kan ürünlerinin israfı, hastane verilerine göre %1,93 ile %30,7 arasında değişmektedir. Tüm hastanelerdeki 30,913 kan ürünü için ortalama kan ürünü israfı %9,8 olmuştur. Toplam kan ve kan ürünü (eritrosit süspansiyonu, plazma, trombosit ve kriyopresipitat) israfının 3048 unite, tüm kan grupları için hastane başına yıllık ortalamanın ise 254 ünite olduğu saptanmıştır.
SONUÇ: Kan transfüzyonu hasta bakımının yaşamsal bir parçasıdır. Kan transfüzyonu disiplini ise verici yönetimi, kan depolanması, cross-match, kanın akılcı kullanımı ve ayrımı gibi alanlar başta olmak üzere pek çok alanda belirgin ilerlemeler kaydetmiştir. İran’daki kan transfüzyonu yapılan servislerin ve kan bankalarının standartlarının geliştirilmesi için, kan ürünleri israfını etkileyen en önemli nedenleri göz önünde tutacak şekilde kan ve kan ürünlerinin toplanması, depolanması, test edilmesi ve dağıtılmasında yüksek kalite kontrolün elde edilmesine yönelik olarak geniş kapsamlı standartlar oturtulmaktadır.
OBJECTIVE: The purpose of this study was to determine the rate and causes of wastage of blood and blood products (packed red cells, plasma, platelets, and cryoprecipitate) in Qazvin hospitals.
METHODS: The study was conducted in all hospitals in Qazvin, including 5 teaching hospitals, 2 social welfare hospitals, 3 private hospitals, 1 charity hospital, and 1 military hospital. This descriptive study was based on available data from hospital blood banks in the province of Qazvin. The research instrument was a 2-part questionnaire. The first part was related to demographic characteristics of hospitals and the second part elicited information about blood and blood component wastage. The collected data were then analyzed using descriptive statistic methods and SPSS 11.5.
RESULTS: Blood wastage may occur for a number of reasons, including time expiry, wasted imports, blood medically or surgically ordered but not used, stock time expired, hemolysis, or miscellaneous reasons. Data indicated that approximately 77.9% of wasted pack cell units were wasted for the reason of time expiry. Pack cell wastage in hospitals is reported to range from 1.93% to 30.7%. Wastage at all hospitals averaged 9.8% among 30.913 issued blood products. Overall blood and blood product (packed red cells, plasma, platelets, and cryoprecipitate) wastage was 3048 units and average total wastage per participant hospital for all blood groups was 254 units per year.
CONCLUSION: Blood transfusion is an essential part of patient care. The blood transfusion system has made significant advancements in areas such as donor management, storage of blood, cross-matching, rational use of blood, and distribution. In order to improve the standards of blood banks and the blood transfusion services in Iran, comprehensive standards have been formulated to ensure better quality control in collection, storage, testing, and distribution of blood and its components for the identified major factors affecting blood product wastage.

9.The Functional Significance of the Rho/Rho-Kinase Pathway in Human Erythrocytes
R. Nalan Tiftik, Oğuz K. Başkurt, Seval Kul, Kansu Büyükafşar
doi: 10.4274/tjh.2013.0115  Pages 168 - 174 (1170 accesses)
AMAÇ: Nitrik oksid, sAMP, sGMP ve protein kinazların rol oynadığı çok çeşitli hücre içi sinyal mekanizmasının etkileyebildiği eritrosit deformabilitesi mikrosirkülasyonun devamlılığında rol oynayan en önemli fizyolojik faktördür. Ancak, hücre şekil değişiklikleri ve aktin hücre iskeleti reorganizasyonu gibi hücresel olaylara aracılık eden Rho/Rho-kinaz yolağının eritrositlerdeki fonksiyonel önemi henüz tam olarak ortaya konulmamıştır. Bu yüzden, söz konusu sinyal ileti mekanizmasının çeşitli aktivatör ve inhibitörlerinin eritrosit deformabilitesi üzerine etkisini inceledik.
YÖNTEMLER: Eritrositlerde RhoA ve ROCK-2 proteinleri Western-Blot yöntemi ile gösterildi. Her iki Rho-kinaz inhibitörü fasudil ve Y-27632’nin (10-7-10-4 M) eritrosit deformabilitesi üzerine etkisi çeşitli sıvı kayma kuvvetlerinde (0-30 Pa) bilinen bir Rho aktivatörü olan lizofosfatidik asit (LPA, 10-5- 5x10-5 M, 1-15 dakika) varlığında ve yokluğunda incelendi.
BULGULAR: LPA inkübasyonu Rho-GTP inhibisyonu ile eşzamanlı olarak deformabiliteyi azalttı. Y-27632 ve fasudil de tek başlarına deformabiliteyi azalttı ancak LPA ile indüklenen deformabilite azalmasını etkilemedi. Rho inhibitörü C3 ekzoenzim RhoA aktivasyonunu etkilemedi. Öte yandan subhemolitik mekanik stress uygulaması RhoA aktivasyonunu azalttı.
SONUÇ: Sonuç olarak bulgularımız Rho/Rho-kinaz yolağının insan eritrositlerinde deformabilitenin düzenlenmesine katkı yapabileceğine işaret edebilir.
OBJECTIVE: Erythrocyte deformability, which can be influenced by various intracellular signaling mechanisms, such as nitric oxide, cAMP, cGMP, and protein kinases, is the most important physiological factor providing the blood flow in microcirculation. However, the functional significance of the Rho/Rho-kinase pathway, which contributes cell shape changes and the reorganization of the actin cytoskeleton, has yet to be explored in erythrocytes. Therefore, we examined the influence of several activators and inhibitors of Rho/Rho-kinase signaling on human erythrocyte deformability.
METHODS: RhoA and ROCK-2 proteins were studied by western blotting. Influences of 2 Rho-kinase inhibitors, fasudil and Y-27632 (both 10-7 to 10-4 M), on erythrocyte deformability was determined by ektacytometer at various shear stresses (0-30 Pa) in the presence or absence of a known Rho activator, lysophosphatidic acid (LPA, 10-5 to 5x10-5 M, 1-15 min).
RESULTS: LPA incubation reduced deformability with concomitant RhoA-GTP inhibition. Y-27632 and fasudil also decreased deformability, but had no effect on LPA-induced reduction of deformability. Rho inhibitor C3 had no effect on RhoA activation. Reduction in RhoA activation was induced by sub-hemolytic mechanical stress.
CONCLUSION: Our findings may indicate that the Rho/Rho-kinase pathway could contribute to the regulation of deformability of human erythrocytes.

CASE REPORT
10.Gelatinous Marrow Transformation: A Series of 11 Cases from a Tertiary Care Centre in South India
Sreeya Das, Pritinanda Mishra, Rakhee Kar, Debdatta Basu
doi: 10.4274/Tjh.2012.0151  Pages 175 - 179 (1319 accesses)
Jelatinöz kemik iliği transformasyonu (JKİT) veya kemik iliğinin (Kİ) seröz atrofisi fokal ilik hipoplazisi, yağ atrofisi ve hyalürinik asitten zengin ekstrasellüler mukopolisakkarit birikimi ile karakterize nadir bir hastalıktır. Bu çalışma Güney Hindistan’dan 11 JKİT olgusunu gözden geçirmektedir. Yedi yıllık periyot boyunca JKİT tanısı alan tüm hastaların klinik ve hematolojik parametreler, Kİ aspirasyon ve biyopsileri incelendi. JKİT tanısı Kİ biyopsisinde karakteristik morfolojik görünüm temel alınarak konuldu, 2,5 ve 0,5 pH düzeyinde pozitif alcian mavi ile boyanarak doğrulandı. On iki hasta JKİT tanısı aldı. Tümü 15-50 yaş aralığında olan erkeklerdi. Altta yatan klinik tanı; 5 olguda insan bağışık yetmezlik virüs pozitifliği olup iki olguda eşlik eden dissemine tüberküloz, bir olguda kriptokokal menenjit ve bir olguda oral kandidiyazis saptandı. Bir olgu dissemine tüberküloz; iki olgu sebebi bilinmeyen yüksek ateş; bir olgu Hodgkin lenfoma; bir olgu idame tedavisi alan akut lenfoblastik lenfoma; ve bir olguda alkolik pankreatit idi. Kİ aspiratları 3 olguda jelatinöz metakromatik seromüsinöz yapı gösterdi. Kİ biyopsileri 7 olguda hiposellüler ve 4 olguda normosellüler idi. Beş olguda fokal JKİT, 6 olguda diffüz JKİT saptandı. Dört olguda reaktif değişiklikler ve bir olguda JKİT’ye ek olarak hemofagositoz izlendi. JKİT nispeten nadir bir durumdur ve ciddi bir hastalığın habercisidir. Miyelonekroz, amiloidoz, ve ilik ödem ile ayırıcı tanısı yapılmalıdır. Tanı için söz konusu durumdan şüphelenilmiş olması gerekir.
Gelatinous marrow transformation (GMT) or serous atrophy of bone marrow (BM) is a rare disease characterised by focal marrow hypoplasia, fat atrophy, and accumulation of extracellular mucopolysaccharides abundant in hyaluronic acid. This study reviews 11 cases of GMT from South India. Clinical and haematological parameters, BM aspirate, and biopsies of all patients diagnosed with GMT over a period of 7 years were studied. GMT was diagnosed in BM biopsy based on characteristic morphological appearance and was confirmed by alcian blue positive staining pattern at pH levels of 2.5 and 0.5. Eleven patients were diagnosed with GMT. All were males within the age range of 15 to 50 years. The underlying clinical diagnosis was human immunodeficiency virus positivity in 5 cases, 2 with coexistent disseminated tuberculosis, 1 with cryptococcal meningitis, and 1 with oral candidiasis; disseminated tuberculosis in 1 case; pyrexia of unknown origin in 2 cases; Hodgkin’s lymphoma in 1 case; acute lymphoblastic lymphoma with maintenance chemotherapy in 1 case; and alcoholic pancreatitis in 1 case. BM aspirates showed gelatinous metachromatic seromucinous material in 3 cases. BM biopsies were hypocellular in 7 and normocellular in 4 cases and showed focal GMT in 5 and diffuse GMT in 6 cases. Reactive changes were seen in 4 cases and haemophagocytosis in addition to GMT in 1 case. GMT is a relatively uncommon condition and an indicator of severe illness. It should be differentiated from myelonecrosis, amyloidosis, and marrow oedema. A high index of suspicion is required to diagnose this condition.

11.Use of Mesenchymal Cells to Modulate Immune Suppression and Immune Reconstruction in a Patient with Aplastic Anemia Complicated by Invasive Sino-Orbital Aspergillosis
Hakan Özdoğu, Mahmut Yeral, Can Boğa, İlknur Kozanoğlu
doi: 10.4274/tjh.2013.0041  Pages 180 - 183 (1053 accesses)
Kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin (MKH) immun düzenleyici ve doku tamir edici özellikleri vardır. Bu yazıda komplike invaziv sino-orbital aspergillozu olan 26 yaşındaki aplastik anemili olguda post transplant MKH uygulanması rapor edilmiştir. MKH ile tedavi edilen hastada MKH’lerin immun yeniden yapılanma üzerine çift yönlü etkisinden faydalanılarak; alloreaktif T hücreleri suprese edilmesi ve yamalanmanın kolaylaştırılması amaçlanmıştır. Komplike hastada akut ve kronik graft versus host hastalığı gelişmedi. Aspergilloz enfeksiyonu ve engraftmant yetmezliği komplikasyonsuz düzeldi. Takip eden visitlerinde hasta dördüncü yılında hematolojik remisyondadır. Kök hücre transplantasyonu yapılan hastalarda insan kemik iliği kaynaklı MKH’lerin uygulanması immunolojik komplikasyonlardan korunma ve önlenmesinde önemli role sahiptir.
Cultured human bone marrow mesenchymal cells (MSCs) have immunomodulatory and tissue regenerative properties. This report summarizes the result of post-transplant treatment with MSCs of a 26-year-old patient with aplastic anemia complicated by invasive sino-orbital aspergillosis. The patient was treated with MSCs to benefit from the dual effects of MSCs in immune reconstitution: suppression against alloreactive T cells and facilitation of the re-engraftment process. The patient did not develop acute or chronic graft-versus-host disease. The aspergillus infection healed completely. The engraftment failure was also ended without any complications. During his last visit in his fourth year after transplantation, the patient was in hematological remission. Human bone marrow-derived MSCs seem to have an important role in preventing or overcoming immunological complications in patients who undergo stem cell transplantation.

12.A Case Associated with Comorbidities Among Cerebral Infarction, Idiopathic Thrombocytopenic Purpura, and Triple X Syndrome
Hanjun Kim, Sang Sun Hwang, Young Uh, Juwon Kim, Kap Jun Yoon, Ji Yong Lee
doi: 10.4274/tjh.2013.0064  Pages 184 - 187 (1122 accesses)
Kırk altı yaşındaki kadın hasta başlıca şikayeti sol tarafındaki zayıflık olarak acil servise başvurdu. Görüntüleme çalışmaları sonucu serebral enfarktüs tanısı kondu. Tedavi için değerli “altın saatler”in geçmiş olması ve düşük trombosit değerleri sebebiyle trombolitik tedavi ve antiagregan tedavi başlanmadı. Hastanın çevre kanı yayması, kemik iliği biyopsisi ve aspirasyonu immün trombositopenik purpura ile uyumluydu. Kromozom incelemesinde 47,XXX karyotip tayin edildi. Bilgilerimize göre, bu olgu serebral enfarkt, idyopatik trombositopenik purpura komorbiditelerinin birlikte bulunduğu ilk triple X sendromudur.
A 46-year-old female presented to the emergency room due to the chief complaint of left-sided weakness. By imaging study, she was diagnosed with cerebral infarction. Thrombolytic and antiplatelet agents were not considered due to the “golden hour” for treatment having passed and a low platelet count. The peripheral blood smear, bone marrow biopsy, and aspirate findings were consistent with immune thrombocytopenic purpura. The chromosome analysis revealed the 47,XXX karyotype. To the best of our knowledge, this is the first case report associated with the comorbidities of cerebral infarction, idiopathic thrombocytopenic purpura, and triple X syndrome.

13.Primary Adrenal Lymphoma
Karima Kacem, Sami Zriba, Raihane Ben Lakhal, Walid Bouteraa, Lamia Aissaoui, Ramzi Ben Amor
doi: 10.4274/tjh.2012.0125  Pages 188 - 191 (1372 accesses)
Adrenal bezin Hodgkin dışı lenfoması nadirdir. Burada B semptomları ile başvuran 56 yaşında bir olgu bildirilmektedir. Bilgisayarlı tomografide bilateral adrenal kütle saptandı. Eşlik eden patolojik büyüklükte lenfadenopati görülmedi. Görüntüleme eşliğinde yapılan biyopsiler ile diffüz büyük B hücreli lenfoma tanısı kondu. Kemik iliği biyopsisi sekonder lenfoma tanısını dışladı. Hastada immunokemoterapi uygulaması ile otolog kök hücre nakli öncesinde tam yanıt sağlandı.
Primary non-Hodgkin’s lymphoma of the adrenal gland is rare. We report the case of a 56-year-old patient suffering from B symptoms. The CT scan showed a bilateral adrenal mass without any lymph nodes. Scan-guided biopsies led to the diagnosis of diffuse large B-cell lymphoma. The medullar biopsy eliminated a secondary lymphoma. The patient was treated by immunochemotherapy with a complete response before autologous stem cell transplantation.

LETTER TO EDITOR
14.Bone and Bone Marrow Involvement in Sarcoidosis
Gökhan Sargın, İrfan Yavaşoğlu, Gürhan Kadıköylü, Zahit Bolaman
doi: 10.4274/tjh.2013.0255  Pages 192 - 193 (966 accesses)
Abstract | Full Text PDF

15.The Treatment of Acquired Hemophilia with Combination Therapy of Immunosuppressives and Immunoadsorption
Aynur Uğur Bilgin, Muhit Özcan, Erol Ayyıldız, Osman İlhan
doi: 10.4274/tjh.2013.0178  Pages 194 - 196 (927 accesses)
Abstract | Full Text PDF

16.The Role of Radiotherapy Among the Therapeutic Options for Castleman’s Disease
Feryal Karaca, Çiğdem Usul Afşar, Erkut Erkurt, Hasan Suat Arslantaş, Elif Çalış, Berna Totan Ateş, Emine Bağır, Melek Ergin, Semra Paydaş
doi: 10.4274/tjh.2013.0164  Pages 197 - 198 (714 accesses)
Abstract | Full Text PDF

17.The Relationship Between Hematological Findings and Coronary Artery Aneurysm in Kawasaki Disease
Burçin Beken, Şule Ünal, Mualla Çetin, Fatma Gümrük
doi: 10.4274/tjh.2013.0241  Pages 199 - 200 (860 accesses)
Abstract | Full Text PDF

18.An Unusual Cause of Thigh Swelling: Extramedullary Myeloid Tumor
Memiş Hilmi Atay, Engin Kelkitli, Piltan Büyükkaya, Kubilay Ekiz, Levent Yıldız, Mehmet Turgut
doi: 10.4274/tjh.2013.0280  Pages 201 - 202 (979 accesses)
Abstract | Full Text PDF

19.Isolated Breast Relapse Mimicking Breast Cancer in Elderly Patient with Acute Lymphoblastic Leukemia
Ajay Gogia, Prashant Mehta, Raja Pramanik, Rajive Kumar
doi: 10.4274/tjh.2013.0270  Pages 203 - 204 (948 accesses)
Abstract | Full Text PDF

20.Bilateral Primary Adrenal Non-Hodgkin Lymphoma
Vehbi Erçolak, Oğuz Kara, Meral Günaldı, Çiğdem Usul Afşar, Berna Bozkurt Duman, Arbil Açıkalın, Melek Ergin, Şeyda Erdoğan
doi: 10.4274/tjh.2013.0195  Pages 205 - 206 (892 accesses)
Abstract | Full Text PDF

21.A Case of Cutaneous Diffuse Large B-cell Lymphoma
Bülent Çetin, Ahmet Özet, Bülent Orhan, Tülay Tecimer
doi: 10.4274/tjh.2013.0200  Pages 207 - 208 (977 accesses)
Abstract | Full Text PDF

IMAGES IN HEMATOLOGY
22.1. Quiz in Hematology
Burçin Beken, Şule Ünal, Fatma Gümrük
doi: 10.4274/tjh.2013.0210  Pages 209 - 210 (1063 accesses)
Abstract | Full Text PDF

23.2. Morphology in Hematology
Begüm Şirin Koç, Serap Karaman, Ayşegül Ünüvar, Ezgi Uysalol, Zeynep Karakaş, Ömer Devecioğlu, Sema Anak
doi: 10.4274/tjh.2013.0155  Pages 211 - 212 (1037 accesses)
Abstract | Full Text PDF

24.3. Clinical Picture in Hematology
Didem Atay, Emine Türkkan, Kübra Bölük
doi: 10.4274/Tjh.2013.0019  Pages 213 - 215 (1035 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686