ISSN: 1300-7777 E-ISSN: 1308-5263
Turk J Hematol: 20 (4)
Volume: 20  Issue: 4 - 2003
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Nuclear Medicine Applications in Hemato-Oncology
İlknur Ak, Zafer Gülbaş
Pages 189 - 211 (2978 accesses)
Abstract | Full Text PDF

2.Homozygosity for the HR2 Haplotype: Is It a Risk Factor for Thrombosis?
Arzu Ulu, Erkan Yılmaz, Ece Akar, Nejat Akar
Pages 213 - 215 (2162 accesses)
HR2 haplotipinde bulunan A4070G (His 1299 Arg) polimorfizmi faktör V geninde yer alır ve plazma faktör V düzeylerini etkileyerek aktif protein C direncine yol açabilir. Bu çalışmada Türkiye verisi sunulmakta ve HR2 haplotipinde homozigotluğun tromboz için risk faktörü olabileceği hipotezi sunulmaktadır.
A4070G (His 1299 Arg) polymorphism in exon 13 of factor V gene can influence factor V levels and contribute to the activated protein C resistance. We are presenting our data concerning Turkish population and postulate that homozygosity for the HR2 haplotype may be an important risk factor for thrombosis.

3.1,25(OH)2D3 incubation up-Regulates HOX A9 gene in HL-60 cells
Hakan Savlı, Balint Nagy
Pages 217 - 220 (2101 accesses)
Akut miyeloid lösemi hücre dizini olan HL-60 hücrelerinde vitamin D’ye bağımlı farklılaşmada rol oynayan çok sayıda gen vardır. Lösemi ve farklılaflmada HOX genlerinin rolü yeni anlaşılmaya başlamıştır. Miyeloid löseminin 1,25(OH)2D3 bağımlı farklılaflmasını anlamak için bu çalıflmada HOX A9 gen ekspresyonuna bakıldı. HL-60 hücreleri 24 ve 72 saat süre ile 1,25(OH)2D3’le muamele edildi. Gen ekspresyonu kantitatif, gerçek zamanlı PCR ile yapıldı. 1,25(OH)2D3 tedavisinden sonra RPS9 ve HPRT genlerine kıyasla HOX A9 gen düzeyleri yüksek bulundu. Bizim çalıflmamız, bu teknoloji kullanılarak 1,25(OH)2D3 tedavisinde HOX A9 genini ölçen ilk çalı şmadır. Sonuç olarak HL-60 hücrelerinde farklılaşma ile HOX A9 geninin overekspresyonu arasında belirgin ilişki vardır. HOX A9 geninin yüksek düzeyleri ile AML patogenezi ilişkisi araştırma konusudur.
There are many genes involved in vitamin D dependent differentiation of acute myeloid leukaemia cell line HL-60 cells. Involvement of HOX genes in leukaemia and differentiation is just beginning to be appreciated. In order to understand the relationship with 1,25(OH)2D3 dependent differentiation of myeloid leukaemia, we studied the expression of HOX A9 gene. HL-60 cells were exposed to 1,25(OH)2D3 for 24 and 72 hours. Gene expression were investigated using quantitative real-time RT-PCR (LightCycler). HOX A9 levels were found upregulated after 1,25(OH)2D3 treatment, compared to housekeeping RPS9 and HPRT genes. Our study is the first attempt to quantification of HOX A9 gene during 1,25(OH)2D3 treatment, using this technology. We suggest that there is a clear relationship between differentiation induction and over-expression of HOX A9 gene in HL-60 cells. Possible correlation of high expression levels of HOX A9 gene in AML pathogenesis remains to be established.

4.R506Q (FV Leiden) and R485K Mutations in the Factor V Gene: Incidence in Deep Venous Thrombosis and Hemophilia A Patients
Ergül Berber, Kaan Kavaklı, Nejat Akar, Eren Berber, S. Hande Çağlayan
Pages 221 - 225 (2933 accesses)
Faktör V (FV) geninde ekson 10`da görülen R506Q (FV Leiden) mutasyonu Avrupa topluluklarında sıklıkla görülmektedir ve bu mutasyonun birlikte kalıtımının hemofili A fenotipini modifiye ettiği düşünülmektedir. Aynı eksonda görülen ve fonksiyonel önemi olmayan diğer bir aminoasit değişikliği, R485K, Tayland`da önemli ölçüde sık bulunmakta ve trombofili ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. R506Q ile hemofili A fenotipi arasında ve R485K ile tromboz arasında bir korelasyonun varlığını göstermek için bir grup DVT ve hemofili A hasta grubunda FV geninin 10. eksonu DGGE ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular Türk toplumunda R485K polimorfizminin alel sıklığının Avrupa topluluklarında görülen sıklıkta olduğunu ve tromboz riskindeki artışla ilişkili olmadığını göstermektedir. FV Leiden mutasyonunun ise hemofili A fenotipini modifiye eden bir etkisinin olup olmadığını bu çalışma kapsamına alınan kısıtlı hasta sayısı üzerinde gösterme olanağı olmamıştır.
R506Q (FV Leiden) mutation in exon 10 of the factor V (FV) gene is highly prevalent in European populations and it has been suggested that the coinheritance of FV Leiden mutation may be an important modifier of hemophilia A phenotype. One other substitution R485K in the same exon, with no functional consequences in vitro, is significantly higher in Thailand and has been associated with thrombophilia. In order to see if any correlation exists between R506Q and hemophilia phenotype and between R485K and thrombosis in Turkish patients, DGGE analysis of exon 10 of the FV gene is carried out among deep venous thrombosis (DVT) and hemophilia A patients. Our results indicate that the allelic frequency of the R485K polymorphism is similar to the frequency detected in Europe, and apparently, is not associated with an increased risk of thrombosis in the Turkish population. It is also not possible to show a modifier effect of FV Leiden on hemophilia A phenotype among the limited number of patients included in this study.

5.Microorganisms Isolated from Blood Cultures of Febrile Neutropenic Patients in ‹bn-i Sina Hospital
Özay Arıkan Akan
Pages 227 - 231 (2710 accesses)
Nötropenik hastalarda septisemi riski yüksek olup, belirgin morbiditeye sahiptir. Bu hastalarda uygun geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi için her hastanede etkenlerin gösterilmesi ve bunların antimikrobiyal duyarlı lıklarının belirlenmesi gereklidir. 2001 yılında Ankara Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde febril nötropenik hastalardan elde edilen 125 kan kültürü izolatında gram-negatif bakterilerin ön planda olduğu (%56.8) görüldü. Gram-pozitif izolatlarda (%34.4) ise koagülaz-negatif stafilokoklar hakimken (15/43) bunu Staphylococcus aureus izlemekte idi (12/43). Yetmiş bir gram-negatif izolatta Escherichia coli (23/71) ilk sırada yer alırken Klebsiella spp. (15/71) bunu izlemekte idi. izolatların %21.6’sı nonfermenter gram negatif basildi. Acinetobacter baumannii (7 sufl) ve Stenotrophomonas maltophilia (6 sufl)’da artıfl dikkati çekti.
Patients with profound neutropenia have increased risk of septicemia associated with significant morbidity. To provide the appropriate broad-spectrum antimicrobial cover, documentation of causative agents and their antimicrobial susceptibilities should be established in each hospital. During 2001 in Ibn-i Sina Hospital Hematology unit, among 125 isolates from blood cultures of febrile neutropenic patients, gram-negative bacteria was prevalent (56.8%). Among the gram-positives (34.4% of isolates) coagulase-negative staphylococci (CNS) were the predominant bacteria (15/43) followed by Staphylococcus aureus (12/43). Escherichia coli (23/71) and Klebsiella spp. (15/71) were the most common species among 71 gram-negative bacteria. Nonfermentative gram-negative bacilli were 21.6% of the isolates. Increase in the isolation rate of Acinetobacter baumannii (7 strains) and Stenotrophomonas maltophilia (6 strains) was noticed.

CASE REPORT
6.Autologous Platelet Collection and Storage to Support Thrombocytopenia in a Leukemia Patient with Platelet Alloimmunization Undergoing Chemotherapy
Meltem Kurt Yüksel, Mutlu Arat, Önder Arslan, Meral Beksaç, Osman İlhan
Pages 233 - 236 (2336 accesses)
Trombosit alloimmünizasyonu çoklu transfüzyon yapılan bireylerde karşılaşılan önemli bir problemdir. Transfüzyon sonrası gelişecek komplikasyonları önlemek için transfüze edilecek üründeki lökositlerin uzaklaştırılması gerekmektedir. Ancak bazen bu işlem için uygulanan santrifügasyon ve filtrasyon yeterli olmamaktadır, bu durumda HLA uyumlu trombosit transfüzyonu önerilmektedir. Bir başka çözüm de kriyopreserve edilen otolog trombositlerin transfüzyonudur. Bu olgu sunumunda, indüksiyon tedavisi sırasında trombosit refrakterliği gelişen akut lösemili bir olguda tromboferez sonrası kriyopreserve edilen otolog trombosit transfüzyonunun yararı incelendi.
Platelet alloimmunization occurs frequently in multitransfused patients. To prevent the posttransfusion complications donor white blood cells (WBCs) must be removed from the platelet concentrates (PC). But sometimes the centrifugation and filtration of WBC is not enough and in such conditions HLA-matched PC are recommended. Cryopreservation of autologous PC offers a potential solution to this problem. We investigated the feasibility of supporting the aplastic period after chemotherapy in a 54-year-old leukemia patient with autologous platelets collected by apheresis and cryopreserved. Our case report demonstrates that autologous apheresis platelet transfusion might be a feasible approach to high risk patients with bleeding tendencies.

7.Hemolysis After Administration of High-Dose Immunoglobulin in a Patient with Myocarditis
Sevim Karaaslan, Bülent Oran, Ümran Çalışkan, Tamer Baysal, Osman Başpınar, Ayşe Taş
Pages 237 - 240 (3140 accesses)
Son yıllarda yüksek doz intravenöz immünglobulin (IVIG) kullanımı artmaktadır. Kullanımın artması ile bildirilen yan etkiler de artmaktadır. IVIG miyokardit ve dilate kardiyomiyopati tedavisinde de kullanılmaktadır. Bu yazı da akut miyokardit tedavisi için yüksek doz IVIG kullanılan bir çocukta gelişen ciddi hemolitik anemi bildirilmektedir. Bilgimiz dahilinde bu olgu miyokardit ve dilate kardiyomiyopatide yüksek doz IVIG kullanımı sonrası bildirilen ilk hemolitik anemi olgusudur.
The use of high-dose intravenous immunoglobulin (IVIG) has greatly increased in the last years. With broader use of immunoglobulin, the numbers of reported side effects are also growing. IVIG have also been used in the treatment of myocarditis and dilated cardiomyopathy. Here we reported a child with presumed acute myocarditis who has developed severe hemolytic anemia following high-dose IVIG administration. As our knowledge, this is the first case report with myocarditis or dilated cardiomyopathy who developed hemolytic anemia following high-dose IVIG administration.

8.B-Cell Lymphoma Presenting with Extensive Cutaneous Involvement
Bengür Taşkıran, Bülent Sözmen, Bahriye Payzın, Sadi Bener, Leyla Aslan
Pages 241 - 245 (3041 accesses)
Kütanöz lenfomalar genellikle T-lenfositlerinden köken alır. Daha nadir olarak B-hücre kökenlidirler. Hastanemize yaygın deri ve deri altı nodülleri ile başvuran 68 yaşında erkek bir hastanın patolojik olarak B-hücreli lenfoma olduğunu belirledik. Difüz büyük hücreli lenfomaların beklenmedik deri tutulumunun bir örneği olarak ilgi çeken vakamız aynı zamanda primer kütanöz lenfomalardan da klinik seyir, patolojik ve immünhistokimyasal özellikleri açısından da farklılık göstermektedir. Literatürde bu derece dermal tutulum gösteren sistemik B-hücreli lenfoma bulunmadığı için dikkat çeken bir olgu olduğunu düşünmekteyiz.
Cutaneous lymphomas tend to be of T-cell origin, less commonly of B-cell origin. We report a 68-year-old male patient suffering from extensive cutaneous nodules which were found to be B-cell large cell lymphoma in nature. Our case is a good example to unexpected cutaneous involvement of diffuse large cell lymphomas. It may be debated whether it is a primary cutaneous lymphoma or cutaneous involvement of a systemic lymphoma. The case differs from other primary cutaneous lymphomas in the clinical course and in the pathologic and immunohistochemical features. Systemic B-cell lymphomas may also involve the skin. We think that our case demands attention because systemic B-cell lymphomas with such a great skin involvement is not reported in the literature before.

IMAGES IN HEMATOLOGY
9.Images in Haematology
Turgay Fen
Page 247 (1562 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LETTER TO EDITOR
10.Therapeutic Trial of Cobalamin in Patients with Normal Serum Cobalamin Levels and Predicted Cobalamin Deficiency
Burhan Ferhanoğlu
Page 249 (1550 accesses)
Abstract | Full Text PDF

11.CLL and Squamous Cell Cancer of the Auricle
Andrew Miller
Page 251 (1524 accesses)
Abstract | Full Text PDF

 



Impact Factor (2016) = 0.686